8 Ocak 2011 Cumartesi

Dostlarla Sinema Keyfi; Julie&Julia

Uzun zamandır Banu'nun bize bahsettiği bir filmi hep birlikte izlemek için dün akşam Banu'm da buluştuk.
Biz gitmeden Banu'm tüm hazırlıklarını yapmış bizi bekliyordu.

Dünyanın en güzel nimetlerinden biri; çiğ köfte:)

Fotoğrafta görülen yiyeceklerin hepsi bir birinden lezzetliydi ama benim ilgimi en çok muffin çekti.
Bir türlü kek yapmayı beceremediğimden bu hazır muffin paketi benim gibiler için kurtarıcı görevini üstlenecek gibi:)
Gelelim filme...

Blog sahibi olan tüm dostların kendisinden bir şeyler bulacağı çok keyifli bir film.Bugüne kadar izlemediyseniz, özellikle yemek blogu sahibi dostların izlemesini tavsiye ederim.

İki gerçek hikayeden yola çıkarak farklı zaman dilimlerinde yaşayan iki kadının hikayesi anlatılıyor filmde.
Günümüzde yaşayan Julia, hayranı olduğu Julie’nin yemek tariflerini uygulayıp kendi bloguna yazıyor. Ve bu arada yaşadıkları hikaye de anlatılıyor.
Filmin sonunu biz beğenmedik.
Aslında nasıl yaşanmışsa öyle bitmiş ama üzücüydü sonu...



Meryl Streep inanılmaz tatlıydı.Eşini oynayan aktör de hayranlığımızı kazandı.Aralarında ki sevgi ve saygı takdire şayandı.Hayallerinizi gerçekleştirmeniz için sizi destekleyen, verdiğiniz emeklere saygı duyan ve ne olursa olsun hep yanınızda olan bir eşe sahip olmak bu yaşamda büyük bir şans...

Amy Adams da en az Meryl kadar başarılı, şekerdi.

Film de fotoğraflardan görüldüğü gibi bolca yemek sahneleri yer alıyor.Hele bir frambuazlı krema yapımı vardı offf offff o ne sahneydi!
Nescafenin yeni ürünüymüş.
En azından bizim için yeni bir tattı:)
Biz aramosını ve tadını beğendik.
Nette yaptığım araştırmalarda vita lift yerine daha çok vita aktif beğenilmiş.
Onun tadına bakmadığımız için herhangi bir yorum da bulunamayacağım.

Bu tür eylemlerimiz ileriki günlerde de devam edecek inşallah.

Şeker tadında bir hayat diliyorum dostlara...

7 Ocak 2011 Cuma

Dünyanın Masum Varlıkları; Çocuklar...

Uzun zamandır ne kendi bloguma ne diğer dostların güncellemerine bakabildim.
Kırlent ve yatak örtüsü dikmek için aldığım kumaşları daha fazla bekletmeyim diye dikiş makinasının başına geçtim.
Evdeki iki makinayı da yıllardır kullanmadığımdan birinin bozuk diğerinin bir parçasının kayıp olduğunu öğrendiğimde salonun her yanı kesilmiş kumaş parçalarıyla dolmuştu:)
Bozuk olan makinayı tamir edeyim derken büyük bir başarı örneği gösterip tornavidayı baş parmağımın tırnağına sapladım.Akacak kan damar da durmazmış sağlık olsun:)
Büyük veledin yatak örtüsünü elde diktim.
Yer minderleri ve kırlentler makinayı bekliyor.
Sonra gelen giden dostlar derken internetten uzak kaldım.
Biraz da keyifsizim bugünlerde.
Her baktığımda bana pozitif duyguları hissettiren, daha önceki geziler de çektiğim çocuk fotoğraflarını sizlerle de paylaşmak istedim.


Bu fotoğrafım şuan ki ruh halimi temsil ediyor:))










Bu da annesinin gül kokulusu:)

28 Aralık 2010 Salı

Eskişehir-Venedik!

Her şey kısa bir süre önce tren ile yolculuk yapma fikriyle başladı.
Benim trenle yapmak istediğim asıl yolculuk hayalim başka bir bahara gerçekleşecek inşallah,
Biz bu sefer kısa bir yolculuk olması açısından Eskişehir'i seçtik.
Eskişehir'e gideceğimizi duyanlar "neden Eskişehir?" diye sormaya başladığında cevabımız "şifalı sularından faydalanıp çiğ böreklerinden yiyeceğiz" şeklindeydi:)

Cuma akşamı saat; 23.30 treninden biletlerimizi almıştım.
Bizim istasyondan geçen her tren sesini duyduğumda sanki treni kaçıracakmışım gibi bir hisse kapıldım.
Yol arkadaşım ve eşi ile birlikte gara giderken 2011 yılınden beklentiler ve istekler hakkında konuşmaya başladık.
Ben; inşallah yeni yılda bol bol gezeceğim, dedim.
Arkadaşımın eşi; "sanki bu yıl çok az gezdin de" dedi:)))
Allah için ne gezdim ki:)


Treni kaçırmaktan korktuğumuz için erkenden Pendik istasyonuna gittik.23.30'da Haydarpaşa'dan hareket eden, Fatih Ekspresi saat 00.00'da Pendik istasyona ancak ulaşabildi...
Keyifli bir yolculuk sonrasında saat 04.30'da Eskişehir garına ulaştığımızda nefesimizi kesen bir soğukla karşılaştık:)

Gardan çıkar çıkmaz soluğu börekci de aldık:)
Büyük bardaklarla sıcak çayımızı yudumlarken biraz ısındık.
Eskişehir'in şifalı kaynak sularından faydalanmak gibi bir düşüncemiz vardı.
Eskişehirli olan bir dostumdan bize mekan önerisinde bulunmasını istemiştim.
Sağ olsun bize öyle güzel!! bir öneri de bulunmuş ki başımıza gelmeyen kalmıyordu...
Şu hamama gidin zaten bütün hamamlar 5 gibi açılıyor rahat olun, mesajlarına inanmakla hata yapmışız.
Bize önerilen hamamın bayanlara uygun olmadığını öğrendiğimizle kendimizi ıssız sokaklarda bulmamız bir oldu:)

Sabahın o saatinde in cin top oynarken güç bela açık bir çorbacıda soluğu aldık.
Tıka basa börekle karnımızı doyurduğumuzdan bir kase çorbayı bir içişimiz vardı ki görülmeye değer:))

Çorbacı da vakit doldurduktan sonra hamamın yolunu yeniden tuttuk, bu sefer elhamdulillah hamam açılmıştı...
Eskişehir'in doğal şifalı sularına diyecek sözüm yok
Amaaa hamam konusuna gelince Konya'da Mevlana hazretlerinin yakınındaki tarihi hamamın yerini, bizim Eskişehir de gittiğimiz hamam  tutamaz malesef.


Saat 9.30'u gösterirken Eskişehir'in ilk yerleşim yerini oluşturan Odunpazarı semtindeki Osmanlı döneminden kalma tarihi evlerine ulaşmıştık.Safranbolu ve Beypazarı evleriyle benzer mimariye sahip evlerdi.








Kadınların hazılayıp satış yaptıkları pazar hazırlığı..


Ticari olarak işlenebilir lüle taşının neredeyse tamamı Eskişehir de bulunuyormuş.





Dönüşte yüzük alırım demiştim ama farklı bir yoldan döndük ve ben malesef yüzük alamadım.Giden gören olursa bu fotoğraftaki yüzükleri bana hediye alabilir mi:))


Kurşunlu kulliyesinde bulunan cam atölyesini ziyaret ettik.




Kurşunlu Külliyesinde yer alan halı tezgahından bir görünüm.



Yola çıkmadan önce Porsuk çayında kano keyfi yapmayı düşünmüştük.Hava öyle soğuktu ki değil Porsuk'da kano keyfi şöyle dursun kıyısında biraz yürümek yetti de arttı bile:)) 
 


Biz kendimizi öyle kaptırmışız ki yolun ortasından gittiğimizi farketmemişiz.Arkadan bir ses geliyor ama hiç oralı olmuyorum...Arkadaşım kolundam tutarken bir arkamı döndüm bu, bisikletli amca ile yüz yüze geldik:))
 
Şehir merkezinden bir görünüm...


Eskişehir'e gidip de çiğ börek yemeden dönmek olmazdı:))


Şelale park,
Alattin cafe,
Aynalı kahve gibi mekanları görmeye gidemedik.
Hava gerçekten soğuktu.
İstanbul sıcak olduğu için sandık ki Eskişehir de sıcaktır:))
Dükkanlar açılırken biz kendimize mağazalardan kıyafet bakmaya başlamıştık:)
Bu nedenle gezilecek yerleri öyle hızlı gezmişiz ki öğleden sonra bolca vaktimiz kaldı.
Ne yapalım diye düşündük...
Ziyaret etmeyi düşündüğüm bir iki dost vardı ama malesef yorgunluktan ve soğuktan kendimizi ancak alışveriş merkezine atabildik:)
Eskişehir'i Türkiye'nin Venedik'i olarak tanımlıyorlar...
Vizyon da TURIST oynuyordu hadi izleyelim bakalım ne kadar benziyorlar birbirlerine dedik.

Fotoğraf; hollyan
 
Biz Angelina'yı hayran hayran izlemekten Vedik'i gözümüz görmedi:) Allah'ım o nasıl bir güzellik...Nasıl bir zerafet...Filmin konusu güzeldi ama kötü de olsa bu iki oyuncu yine de izlettirirdi filmi:)
 
Bizim Eskişehir'e gidip de sinemaya gittiğimizi duyanlar inanamadı.
Üşüdük, yorulduk, korktuk amaa çok eğlendik.
Allah ömür verirse yıllar sonra güzel bir anı olarak hatırlayacağımız bir yolculuk oldu.
Fotoğraf makinamın lensini kırdım.
Zoom lens ile idare edeceğim bir süre.
İnşallah en yakın zaman da iyi bir makina almak nasip olur:)
 
Selam ve sevgilerimle