1 Ekim 2018 Pazartesi

Yaşamaya Dair


Genco Erkal'ın sesinden şuan Nazım'ın "yaşamaya dair" şiirini dinliyorum
Ne güzel şiirler yazmışlar
Bazıları da şiir gibi yaşayıp sessizce gelip gitmişler bu dünyadan
Biz nasıl yaşıyoruz?


25 Eylül 2018 Salı

Hoşça Kal Eylül/ Hoş Gel Ekim


Bu fotoğraf geçen gün silinenlerden... üzüldüğüm kadar var değil mi :)
Sağlık olsun ve daha iyilerini çekmek nasibim olsun :)

Eylül ne çabuk geldi geçiyor
Ekim sanki çok uzakmış gibi geliyordu şimdi kapımızda bekliyor "ben geldiiiimm" demeye hazır :)
Eli boş gelinmez demiş,
Fotoğrafa sevdalı bir dostu takmış koluna getirmiş.
Hoş geliniz gönlüme :)
Güzel şeyler katmalı insan birbirinin ömrüne, dedik ve yollara düşmeye karar verdik :)
Dilimiz de umut dolu türküler
Gönlümüz de tatlı telaşlar
Elimiz de kara gözlü yarimiz ile hiç bilmediğimiz şehirlerde tanımadığımız suretler arasında dolaşacağız ilerleyen günlerde...
bu sebeple daha iyilerini çekmek nasibim olsun duası dökülüyor gönlümden :)
Kaderin planları ile bizimki örtüşür mü bilinmez, ya nasip diyoruz ve kadere razı olup yine kederden emin oluyoruz :)
Şimdilik işlerden arta kalan zamanlarda İstanbul sokaklarında fotoğraf peşinde olacağız
Ben bu fotoğraf çekme işini öğreneceğim, azimliyim :)

Ekim, güzel bir ay
Öyle böyle değil gerçekten çok güzeldir Ekim
Tam güzelliğini yazarken kıvır kıvır saçlarıyla küçük bir kız çocuğu geldi durdu karşımda.
Sinemi delip geçen bakışları yağmur yüklü bulutlar taşıdı gözlerime de yazamadım

24 Eylül 2018 Pazartesi

Ne Varsa Gönlün De O Yansıyor Ömrüne


Birilerine bir şeyleri anlatma derdinden vazgeçip kendi iç dünyamızın başkentinde kendimizle kalabilme cesaretini gösterebildiğimiz gün kelimeler sükutu kuşanıyormuş.
Kalabalıklarımız, meşguliyetlerimiz hep kendimizden kaçış aslında.
Sen kendinle kalmaktan korkup kaçarken başkası neden seninle olmayı istesin ki? diyor bir ses
Koşullu sevmeler öğretilmiş bizim jenerasyona
Bundan kendimizi kurtarmamız gerektiğini ise çok geç öğrendik.
Bir bebeğin ilk adımları gibi sağa sola çarparak, düşe kalka koşulsuz sevmeyi önce kendimizle kucaklaşarak öğreneceğiz.
İnsan en çok kendine yabancı
En çok kendine zalim
En çok kendine merhametsiz, hoş görüsüz
Bir başkasına söylediğimiz sözleri, ilgiyi, özeni kendimizden esirgiyoruz
Şimdi bazıları hemen itiraz edecek buna ama en az on madde de tüm itirazları çürütebilirdim o eski "haklılık mücadelesi" olan Ayşegül olsaydım :))
Kabul ediyoru, öyle bir mücadelem vardı kısa süre öncesine kadar
Haksızlığa asla gelemiyordum
Hakim karşısına bile çıktım bu yüzden :)
ben bu mücadele içerisinde oldukça defolu ürünler, arızalı insanlar da gelip beni buluyordu:)
Kendimi anlatabilmek için yordukça yoruyordum.
İşin sırrı mücadeleyi bırakıp kabule geçmek
44 yıllık huy öyle birkaç ay da değişir mi? asla
En azından artık bu mücadeleye girecek olduğumda kendimi yakalıyorum
Bazen de kaybediyorum :)

Ben susup kendi iç dünyamın başkentine çekileyim

Fotoğraf, Sirkeci garından



20 Eylül 2018 Perşembe

Hayata Dair


Geçen hafta bu fotoğrafı taslaklara kaydederken başka şeyler yazmıştım.
Bugün ise tüm o yazılanları silip bambaşka şeyler yazıyorum.
Bilgisayarım kendi kendini yenilemeye karar vermiş tüm dosyaları silip format attığım güne sistemi yeniden yüklemiş, diye düşünüyordum. Oysa benim dışımda bilgisayar başına geçenler misafir kullanıcı da oturum açmış. Bilgisayarıma yeni format attığım için durumun hiç farkına varmadım. Fotoğraf arşivimi düzenliyordum o gün masa üstüne dosyaları alıp harici disklere kopyalıyorum. Bir önceki paylaşımda yer alan fotoğrafların olduğu dosyayı da masa üstüne kopyalamıştım...Bilgisayar güncelleme yapıp bilgisayarı otomatik kapatıp açınca tüm fotoğraflar silinmiş oldu. Çok üzüldüm ama yapacak bir şey olmuyor bazen.
Daha önemli dosyalarımı kaybetmemek için Allah'ın bana armağan eylediği bir ders olarak aldım, heybeye attım :)
Tatilde bizimkilerle okey oynadık. Kaybeden gecenin karanlığında denize girecekti. Biz 9-4 yeniliyoruz ama ben hala umudumu koruduğumu söylüyorum:)
"Ayşegül dört kollu ata binip giderken de hala umutluyum, diyecektir" diyerek iyimser ve pozitif bakış açımla dalga geçtiler :)
Eskiden böyle değildim
En küçük olumsuzlukta karalar bağlayıp yas moduna geçebilirdim :)
o günlerimi düşününce 13 yıl kahrımı çeken dostun kapısına sepet sepet çiçekler bırakasım geliyor :)
Yaşadığımız her an kıymetli ve özel
hiçbir şey sebepsiz değil
Biz bilmesek de görmesek de her şeyin sebebi var bu hayatta

Bugün inşallah photoshop programlarını yeniden satın alıp fotoğraf düzenlemeye başlayabileceğim.
Kader ile benim planlar örtüşürse geleceğim yeniden :)
Tabi önce bir evin yolunu bulmam lazım
İki gecedir İstanbul'un gezilecek en güzel yerlerinde geziyorum keyfim ve kahyamla
Ben ne yapabilirim ki İstanbul da bu kadar güzel olmasaydı da biz de evimiz de otursaydık :))

Sözü Nazan ve Manuş babamıza bırakıp giderim :)

16 Eylül 2018 Pazar

Ayrılık ve Vuslatın Fotoğrafı



Bu yaz için tatil, planlarım arasında yer almıyordu. Nasibimde varmış bir on günlük tatil yapıp döndüm. Tatil; her sabah doğanın gün doğumu şarkısını dinleyip akşamları samanyolunu seyre dalmak, demek benim için. İlk günler samanyolu enfesti. Fotoğraflayamadım zira henüz sezon kapanmadığı için köy de bulunan bütün konaklama alanlarının aydınlatması görev başındaydı :)
En ufak aydınlatma samanyolu fotoğraflarında patlamaya neden oluyor ki bu da o fotoğrafın çöp olması için yeterli oluyor. 
Gün doğumu şarkısı her zaman insan ruhuna şifadır lakin fotoğrafçı için o şarkıya bulutların eşlik etmesi bir başkadır. Onca zaman yalnızca bir sabah bulutlar sardı göğü ve bütün gün pamuktan yorgan gibi örtü göğü. Yukarı da ki fotoğraf o sabaha ait...


Bu fotoğrafı Deeptone hediye eyliyorum :) 

Bütün gün bulutlar arasına gizlenen güneş, mesaisi biterken bulutlarla aşkla dans ediyordu adeta. Bu aşkı yıldırımlar kıskanmış olacak ki onlar da katıldı dansa (o fotoğrafı ayrıca paylaşacağım) 
Marmaris en ihtişamlısından "hoşça kal" diyordu bana...


İstanbul ise en sevdiğim hallerinden biriyle, yağmur ile karşıladı beni. Arabanın camlarına yağmur damlaları sevinçle vururken silecekler yetişmiyordu. O an içimizi kaplayan duyguları anlatmaya kelime dağarcığım yetersiz kalır. 
Gecenin bir vakti eve ulaşıp birkaç saat uykudan sonra kendimizi sokaklara attık. Bütün gün İstanbul sokaklarını arşınladık ve güneşi Selimiye'den uğurladık. Çok özlemişiz... Ayrılık ve vuslat yan yana yürüyor hayat yolunda. Şairin dediği gibi ikisi de sevdaya dahil :) 




5 Eylül 2018 Çarşamba

Dostla Sohbet Eder Gibi


Güne Allah nazarlardan, kem gözlerden korusun neşe içerisinde başladım elhamdulillah. Çayımı almışım yanıma, açmışım sevdiğim müzikleri ohh değme keyfime
Kendimle zaman geçirmeyi seviyorum da bugünlerde çok fazla twitter aleminde vakit geçiriyor olmanın rahatsızlığını hissediyorum.
İşim bilgisayar başında ve yaşadığım mekan beni sarıp sarmaladı sokağa çıkasım gelmiyor. Üç gündür sokağa çıkmamışım
Hadi sokakları arşınlamıyorum en azından yürüyüşe çıkardım. Değişiyor insan.
Mesela bir zamanlar kendi fotoğrafımı ekler miydim? asla
Hoş eklememiştim ama yaptığım bir yanlışlıkla tüm arşivimi halkın geneline açmış ve haberim olmamıştı bir arkadaş uyarana kadar :)
Neyse işte bilgisayar başında olunca ister istemez nette takılı kalıyorsun, kurtuluşun olmuyor.
Hepimiz bağımlı ruhlarız. Mutlaka takılı kaldığımız bir sosyal mecra var. Ellerimizden telefonlar düşmüyor. Durumdan şikayetçi olmayan yok ama uzağında durmayı başaran da yok denecek kadar az...
Emir açık "yaklaşma!"
bu emir hayatın bütün alanları için geçerli bence
Yaklaşınca kurtuluş çok çok zor

Hepimiz ölümlü varlıklarız. Yalom bu konuda güzel kitaplar yazmış. Okurken ölüm korkusunun tüm ruhunuzu sarma garantisi var :) en azından o kitapları okurken ölüm hayatımın bütün alanlarına yayılmış ve ciddi bir korkuya kapılmıştım. Aslında korkumuzun arkasında yaşanmamış hayatlarımız yatıyor. Sen bu ömrü başkaları için yaşamışsan takvim yaprakları bir bir düşerken içine de zamanının kalmadığı korkusu düşüyor. Yüzleştikçe o korkunun yerine hayatı anlamlandıracak neler yapabileceğine kafa yorar oluyorsun.
Bize ait olan ne var hayatımızda?
Neyi sevdiğini bilmeyen milyonlar var etrafımızda
Sevdiğimiz şeyi anlamanın yolu basit; an da kalmamızı ne sağlıyorsa orası bizim başarılı ve mutlu olabileceğimiz alan.
Resim yapmayı, örgüyü, dikişi, kitap okumayı vs... seviyorum ama hiçbir şey fotoğraf çekerken veya müzik dinlerken yaşadığım duyguyu bana yaşatamıyor. Bu ikisi bana tüm dünyayı unuturuyor. Ne dert kalıyor ne tasa. Tamamen an da kalabiliyorum.
Mutluluk gürül gürül akan bir nehir gibi hücrelerime karışıyor.
Bu yüzden soranlara fotoğraf için aşk diyorum.
Birçok şeyle ilgileniyor olabilirsiniz ama sizi an da tutup mutlu eden gerçekten hangisi?
Hangilerini takdir görmek, onaylanmak için hangisini aşk ile yaşıyorsunuz?

Nazım diyor ya Tahir ile Zühre de (bu şiirini çok severim)
"Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi" 
ne kaybederiz yahu bizi sevmeseler?
Allah sevmiş, değer vermiş
Tüm evrenin sahibi, yaratıcı seviyor bizi 
Kulları sevse ne olur sevmese ne olur?
Severse güzel olur ama sevmiyorsa Ayşegül ne kaybeder :)
Tamam, kabul ediyorum zaman zaman benim de onaylanıp takdir edilmeye ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor bunu da açık açık ifade edebiliyorum
Hele emeğimi, çabamı görmezden gelenin zevkle canına okuyorum :))
Takdir edip onaylamak zorunda değiller ama kusura bakmasın kimse de görmezden gelemez
Duygularımızla yüzleştikçe, kendimizi sevdikçe, kendi değerimizi bildikçe dışa değil içe dönüyoruz.
Kolay değil 
Hem de hiç değil
Bin kez yıkılsam da yine kalkıp bu yolda yürüyeceğim Azrail ile buluşana kadar...

Tam sohbeti bitiriyordum aklıma geldi
Bazıları beni sevmiyormuş, canımı sıkıp mutsuz etmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlarmış
Mümkün olsa bir kaşık suda boğmayı isteyecek kadar gıcık oluyorlarmış
Öncelikle bu insanlara çok teşekkür ediyorum değerli zamanlarını benim için harcayacak kadar bana değer verdikleri için :)
Bu insanlar beni tanımıyor tanısalar zamanlarına yazık ettiklerini anlarlardı.
Duygularım üzerinde ancak sevip değer verdiğim insanların etkisi olabilir.
Benim bu hayatta ki birinci görevim gönül yurdumu güzelleştirmek
Nefret, öfke, haset gibi duygularla gönül yurdumu kirletemem.
Bu insanlara;
Üç günlük dünya da sen beni sevmesen de ben seni severim kardeşim
Sen unutmuş olsan da ben unutmuyorum ezelden kardeş olduğumuzu
Sevgiyle sarılıyorum
Şifa bulsun gönül yaraların, duası dökülür gönlümden

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi yaratılmış cümle varlığın üzerine olsun...

not;
Fotoğraf Ocak ayında yaptığım gezinin en eğlenceli kısımlarından birine ait. Doğduğum topraklarda yeğenlerimle deniz kenarına gidip o soğukta iyot kokusunu ciğerlerimize kadar çekip dayanamayıp dalgalar arasında sırılsıklam ıslanmıştık :)

3 Eylül 2018 Pazartesi

Nasipten Öte Yol Yok Bu Dünya da


Bayram öncesi bir grup fotoğrafçı arkadaşla Uşak yollarına düştük. Meteor yağmurunu izleyip yıldız pozlayacaktık. Yani Recep abi, beni davet ettiğinde yıldız pozlayacaksak gelirim, demiştim :))
Olmadı tabi
Nasibimiz de yalnızca samanyolu fotoğraflamak varmış ve birçok güzel insanla tanışıp Uşak'ın gizli kalmış hazinelerini keşfetmek...

Çıfıt çarşısına benzeyen arşivimi toparlamakla meşgulüm :)
Onu toparlar toparlamaz geziler hakkında daha düzenli yazabileceğim
Şimdi biraz ehli keyf ruhumun gönlünü hoş edeyim gelirim yine :)






2 Eylül 2018 Pazar

Sevdikçe Güzelleşecek Dünya


Yaratılmışların cümlesini sevgiyle selamlamayı istiyor gönül
Bu dünyada çirkin olan ne varsa sevgiyi bilmeyenlerin gönüllerinden dökülmüş
Kendilerini bile sevmiyor bu insanlar
Kalplerinde ki kötülüğün kaynağının içsel sevgi yoksunluğu olduğunun farkında değiller.
Dünyayı çirkinleştirenlere, kötülük yapanlara beddua etmek yerine kalplerinin sevgiyle dolup taşmasını dilemek lazım
Sevginin yıkadığı bir kalpte kötülük barınamaz.

Ha biliyorum bazıları hayat sana güzel diyor ama hayat bana her zaman güzel değil
Bazen öyle ağır imtihanlardan geçiyorum ki bir ah etsem memleketimin dağları yıkılır
Ama bunun ne bana ne başkasına bir faydası olmadığı için dağlar yerinde dursun, diyorum :)
Bana bunu yaşatan neyi görmemi istiyor?
bu yaşadığımın içinden almam gereken neler var? diye sorgulamak daha kolay üstesinden gelmeyi sağlıyor.
Sebepsiz hiçbir şey yaratılmamış bu hayatta
O'nun izni olmadan bir yaprak dahi dalından kopup düşmemiş toprağa
Söyleyene değil söyletene
Yapana değil yaptırana baktığımız zaman her şey başkalaşıyor.
Yoksa imtihan dünyasında kim tamamlanmış, huzur bulmuş ki
Hele bir de maskelerimden arınıp hiçbir acımı saklamadan yanlarına gittiğim insanlara sorun siz beni:)
Şu ömrümüzden gelip geçmeyen ne var ki
Büyüklerimiz boşa dememiş "Bu da geçer Ya-Hu"
İsyan etmeden, ümitsizliğe düşmeden kapımızı çalan zorluğun gelip geçici olduğunun bilinciyle karşılamalı ve fazla da yüz vermemeli ki çabuk gitsin :)


Allah bu kalbi sevelim diye yaratmış
Başkasının canını acıtmak için attığımız tüm adımlar daha çok bizim canımızı yakacak
Başkasının mutsuzluklarından ego-nefs o an için beslenir mutlu olur ama peşinden huzursuzluk gelecektir.
Doğamıza aykırı yaptığımız her ne var ise huzursuzluk, mutsuzluk olarak geri bize dönecektir.
İlacımız sevmek
Ünlü Fransız filmi Angel-a'nın o unutulmaz ayna karşısında ki sahnesi durumun özeti aslında


Sevgiyle kalın


31 Ağustos 2018 Cuma

İstanbul'un Şiir Yazdığı Bir Güzel Mekan; Kubbe İstanbul


Aylar sonra içim, buraya bir şeyler yazma isteğiyle dolup taşınca İstanbul'un en güzel manzarasına sahip bir kültür mekanından selamlamak istedim.

Burası o muhteşem İstanbul manzarasından daha ziyade tarihi dokusuyla önemli bir nokta. Tahtakale, kale altı veya kale çevresi demekmiş. Asıl okunuşu Taht-al Kal'a imiş. Mahmutpaşa civarına Tahtakale denmesinin sebebi kale altında olmasıymış.
Doğu Roma'dan kalan bu yapıdan günümüze gözetleme kulesi tabir edilen burç kalmış. Ve bu kültür merkezi yüzünü İstanbul'un eşsiz manzarasına dönerken sırtını tarihe yaslamakta...
Harun Reşit kardeşime  ait Kubbe İstanbul, Sağir hanın üst katında yer alıyor.


İnsanı tedirgin eden merdivenlerden yukarı çıkarken sizi böylesi bir manzaranın karşılayacağını pek tahmin edemiyorsunuz. Merdivenlerin sonuna gelip başınızı sola çevirdiğiniz de sizi Süleymaniye selamlıyor güzelliğiyle...Hemen sağa dönüp yürümeye devam ederken Haliç, Galata kulesi, Yeni Camii ve muhteşem boğaz eşlik ediyor adımlarınıza.


Kapısından içeri adım attığınız da ise mekana emek veren insanların gönül güzelliklerinin izlerini taşıyan her bir odanın detayları arasında  kendinizi kaybediyorsunuz.
Biz en çok özel hazırlanmış raflarında birbirinden değerli kitapların dizili olduğu kütüphane odasını sevdik. Fotoğrafı henüz oda düzenlenirken çekmiştim...


Şu koltuklardan birine oturup çayımızı veya kahvemizi yudumlamak nasıl güzel olurdu, diye geçerse aklınızdan eliniz boş kalır... zira Harun kardeşim burasının ticaret merkezinden çok kültür merkezi olmasını hayal ediyor ve bu uğur da emek veriyor. Varsa nasibiniz kendileri için demlenmiş çaydan seve seve ikram ediyorlar.

Birbirinden özel çantaların ve daha birçok hediyelik objelerin yer aldığı koridorlardan kendimiz veya sevdiklerimiz için bir hediye seçebileceğimizi biz bu son ziyaretimizde idrak edebiliyoruz :(

Mekan da zaman zaman kültürel etkinlikler düzenlediklerinden bahşediyor Harun kardeşim. Hikmet Barutcugil'in asistanı Miki Oshita'nın düzenlediği ebru atölyeleri, fotoğrafçılık atölyeleri bu etkinliklerden bazıları...



Ben bu güzel mekandan fotoğrafçı bir arkadaşımın tavsiyesi ile haberdar oldum. O günden beri bir yanım kimse bilmesin samimi dokusu hiç bozulmadan bize kalsın isterken diğer yanım ise verilen emeği görüp herkes tanısın, keşfetsin bu güzelliğin farkına varsın istiyor :)

En azından değerli dostlarım görene kadar kısmen kendime saklamakta ciddi bir başarıydı :)
bu son fotoğraf dostlarla geçirdiğimiz ruhumuza, gönlümüze şifa bir akşamdan kalma...
Sami sohbetleri, güzel yüzlü ev sahipliği için Harun Reşit kardeşime, Hüseyin'e teşekkür ediyorum bir kez daha..

Ve ikinci fotoğrafta martıları besleyen Abdullah abim, tanıdığım en özel insanlardan biri. Giderseniz sohbetinden istifade etmek nasibiniz olsun...Çok istememe rağmen ben hala balık veya tavuk parçaları alıp martı besleyemedim ama sizin yolunuz düşerse yanınızda martılar için ve mekanın ev sahipleri 17 kedi için bir şeyler götürmeyi ihmal etmeyiniz.




25 Ocak 2018 Perşembe

Zor Günlerden Huzur Dolu Günlere


Aylar sonra yine aynı iskelenin üzerindeyim. Fakat o eski ben, ben değilim artık :)
Sana ihtiyacım var, diye kapısını çaldıklarımın yüzüme kapattığı kapıların acısı henüz tam olarak geçmemiş olsa da elhamdülillah ömrümün en zor günleri geçip gitti.
Giderken de hayatımı zorlaştıran, emeğimin ve sevgimin kıymetini bilmeyenleri "senin bu insanın ömründe ki görevin buraya kadardı" diyerek taktı koluna götürdü :)
O zor günlere, yüzüme kapıları kapatanlara, kadrimi kıymetimi bilmeyenlere zor günleri daha da zorlaştıranlara kızmak-isyan etmek şöyle dursun ömrüme kattıkları en küçük bir detay için bile canı gönülden teşekkür ediyorum.
Almam gereken dersleri alıp hesabımı kitabımı kapatınca ben kendime hep hayalini kurduğum bir gezi armağan eyledim :)
İstanbul'dan bir ay uzak kaldım. Aramızda kalsın İstanbul'u daha öncekiler gibi çok özlemedim :)
Özlemeye vaktim olmadı.
Sabah erkenden güne başlayıp akşam otele kendimi zor atıyordum.
Üç akşam hiç tanımadığım oğlumun yaşında üç farklı genç kızla odayı paylaştım. Yolumuzun kesişmesi boşuna değildi elbette...
Şimdi soğuk İstanbul sokaklarına kendimi atıp biraz hasret giderelim sonra inşallah tüm fotoğrafları ve hikayeleri bir sonraki geziye kadar paylaşıp bitireceğim.
Zira Şubat ayının içinde Mevla'mın izni olursa yine güzel bir gezi rotası çizildi :))
Fotoğrafa ilk başladığım günlerde hayalini kurduğum bir gezi daha vardı.
Şimdi o gezi için gece gündüz hakkımda hayırlı olduğu vakitte gerçekleşmesi için dua ediyorum. Hani şu garibi dualarınızda hatırlayacak olursanız bu konuda dua edebilirsiniz :))
Bak şuraya yazıyorum "isteyin vereyim" buyuran Mevla bana bunu da bir gün nasip edecek :)

Doğu Ekspresi ile Kars yolculuğu notlarını paylaşmak için yeniden geleceğim ama önce İstanbul sokakları ve dostlarla hasret gidermeliyim :)
Es selam