15 Nisan 2015 Çarşamba

Amasya'ya Dair

 Bir gece atladım arabaya düştüm yollara. Sabah gün ışırken indim Şehzadeler şehrine.Soluğu doğruca külliyede aldım...Valizimi güvenliğe bırakıp müftülüğün kapısını çaldım.Amasya müftülüğüne ilgilerinden, hoş görülü yaklaşımlarından dolayı canı gönülden teşekkür edip tekrar külliyeye döndüm ve hemen çekime başladım.

Sultan II. Beyazıd camii büyüledi beni ama mimarisinden çok ihtiyar heyeti ile
Hepsi cana yakın, samimi, güler yüzlü ve elleri öpülesi...
Fotoğrafta ki Mehmet amcam ise mutluluğun sahip olduklarımız da değil de gönlümüzde saklı olduğunu anlatıyordu gülen gözleriyle.


Giderken nerede kalacağımı falan planlamadım.Sabah namazında da camilerde cekim yapmayı planladığım için konaklayacağım yerde aradığım en önemli özellik camiilere yakın olmasıydı.Tercihimi taş handan yana kullandım.Hem külliyeye çok yakındı hem de öyle tarihi bir otelde konaklamak beni daha çok mutlu edecekti.Tercihimden hiç pişman olmadım.Çalışanları samimi, güleryüzlü, odaları temiz ve sıcak (internette en çok soğuk ve gürültülü olmasından şikayet edilmiş ama benim öyle bir şikayetim olmadı).Tek eksik bulduğum sabah açık büfe kahvaltısı... bu eksikliği havuzdan mekana yayılan ruhunuzu dinlendiren su sesi fazlasıyla tamamlıyor.

Işığın sert olduğu vakitlerde şehri gezdim.Kızlar sarayından şehri seyreyledim.Kızlar sarayının manzarası çok güzel.Kral mezarlarının da manzarasının güzel olduğunu tahmin ediyorum fakat ben çıkmadım.Daha doğrusu çıkamadım diyelim:) ekipmanların ağırlığı ile o merdivenleri tırmanmak gözümde büyüdü.

Gun batarken çakallar tepesine çıkmak istedim. Mavi saati şehri tepeden seyreyleyerek geçirmek kendime verdiğim bir ödül diye düşünüyordum. Bindiğim taksiden seyir terasında inip sonra seyir terasının açısının istediğim fotoğrafları elde etmemde yetersiz olduğunu anlayıp akşamın o vakti 10 kiloluk ekipman ağırlığı ile koyunlar, köpekler ve yoldan gelip geçen araçların içinden anlamsızca bana bakan kişilerin eşliğinde o dik rampayı çıkmaya başlayınca ödülden çok kendime ceza verdiğimi anladım da neye yarar:))

Evden çıkmadan Furkan "anne hava kararmaya başlamadan oteline dön" diye konuştuğun da aşk olsun annem hiç öyle kendimi tehlikeye atacak işler yapar mıyım ben, demiştim de verdiği cevap; "anneee senden bahsediyoruz herhalde yaparsın bu konularda delinin birisin tanımıyor muyuz seni :))
O dik yokuşta bu muhabbetimizi hatırladıkça güldüm, haklıydı çocuk:)

Yukarıda ki fotoğraf çakallar tepesinden...akşam yemeğimi de bu tepede ki restoran da yemekti niyetim fakat mekan alkollüymüş...alkolsüz olan kafesinde içtiğim çay ile yetindim...
Çakallar tepesine ya özel araçla gideceksiniz ya da taksi ile.Taksi fiyatları değişiklik gösteriyor.Cumhur'a 15 lira demişler:) Ben hanın yanındaki taksici abilerden biri ile 7 liraya gittim. Gün içinde hava şartları da uygunsa dönüşü yürüyerek yapmak tarihi dokunun içerisinde çok güzel fotoğraflar elde etmeye vesile olacaktır.Maalesef benim hem zaman sorunum vardı hem de gecenin o vakti tek başıma yürüyecek cesaretim yoktu:)


İkinci gün Cumhur'un tavsiyesi ile salepçi Dursun'a gittik. Gittik diyorum çünkü Amasya'da geçirdiğim ilk gün fotoğrafa yeni başlayan tatlı bir kızımız ile tanışmıştık 2. gün bana eşlik etti.
Amasya'ya giderseniz Dursun amcaya uğrayın mutlaka.Yüksel abla ilgileniyor mekanla.Tertemiz her yer. Yüksel ablanın sohbetini çok sevdiğimi de yazayım:)

Amasya'ya ait fotoğrafları önümüzdeki haftaya saklıyorum...Amasya'ya dair aklımda kalanlar şimdilik bu kadar:)

14 Nisan 2015 Salı

Kahveye Dair



Cümleten gün aydın ola

Son yıllara kadar ben sadece az, orta ve çok kavrulmuş kahve çeşidinin yanında bir de damla sakızlı kahveyi bilirdim.
Sonra pek sevemediğim kakuleli kahve ile tanıştım.
Ardından gittiğim mekanlarda birbirinden farklı birçok kahve çeşidi olduğunu görünce mutfağımız kadar kahve konusunda da zengin bir millet olduğumuza inandım.

Benim kahve ile aram iyi olmadı hiçbir zaman.
Arkadaşlarla muhabbet ortamlarında hatırı kalmasın diye içmekle yetindim.
Kahve ile aram ne kadar kötüyse kokusu ile de bir o kadar iyi oldu.
Allah'ım o nasıl davetkar bir kokudur öyle insanı mest ediyor.
Sırf kokusu hatırına yapıp içmeden bıraktığım zamanlar olmuştur:))

Geçenler de Konya'ya gitmiştim.Dönerken melengiç kahvesi gördüm aktarda.
Benim kahve tiryakisi arkadaşlardan biri severek içmişti yanımda oradan kalmış aklımda.
Aldım bir kavanoz.
İlk fırsatta yaptım içtim offf hakikaten çok güzel bir lezzet.
Bence hak ettiği ilgiyi göremiyor, yazık!
O günden sonra anladım ki sütlü kahveler ile aram iyiymiş benim :))
şimdi bütün kahve çeşitlerini sütlü yapıyorum mest olduğum kokusunu içime çeke çeke afiyetle ve keyifli içiyorum:)

Uzun zamandan beri en basit yeme-içme fotoğrafını bile paylaşamaz oldum ama bu kahvenin hak ettiği ilgiyi görsün arzusu ile fotoğrafı paylaştığım için içim rahat efendim:)

13 Nisan 2015 Pazartesi

Bahane Değil

Selamunaleyküm cemaat
Uzun bir aradan sonra yine geldim:)
Bahaneler arkasına gizlenmeyeceğim; yazamıyorum 
İnstagramı daha aktif kullanıyorum ama itiraf edeyim burası kadar orada da rahat yazamıyorum.
Daha doğrusu kendim olamıyorum:)
Yabancılık hissediyorum
Bloga karşı da kendimi vefasız hissedip yazmaya utanıyorum
Bir de şöyle bir şey var bakıyorum paylaşımlarıma sonra içimde ki ses "evladım sen ne diyorsun?" diye soruyor.
Biraz daha yazmaya devam etsem sorunu çözeceğiz sanki:))

Oysa yazacak ne çok şey vardı
Tek başıma şehir dışına kaçtım harika fotoğraflar ve tekrar gidip görmeyi arzu ettiğim insanlarla tanıştım.
bol bol fotoğraf çektim
Konserlere gittim.
Ve çokça sevdalısı olduğum bu şehrin sokaklarını karış karış gezdim.
Gezmeye de devam ediyorum.
Son günlerde ki en çok keyif aldığım şey yürümek...
Boş sahil de en kötü hava şartlarında keyfim ve kahyası ile birlikte yürüyorum.
bazen de pılıyı pırtıyı toparlayıp sahildeki masalardan birine taşınıyorum saatlerce çalışıyorum.
Geçenler de yine havanın çok kötü olduğu bir gün yürürken gökyüzüne başımı çevirip dönmeye başladım. Yağmur damlaları yüzüme düşerken gökyüzünü seyreylemek, nefes alıyor olmak ve Mevlamın yarattığı onca güzelliğe şahit olmak içimi sevinçle doldurmuştu.
Gökyüzünden başımı toprağa indirdiğim de yanımda gördüğüm kargaya kollarımı açıp "seni seviyoruuumm" diye sarılacakken sesimden korkup öyle bir kaçtı ki hatırladıkça gülüyorum:) 

Serdar Ortaç "tüm gereksiz arızalar gitti gideli güzeliz iki deli" diyor 
hayatımdaki arızalarla aramıza mesafeler girdiğinden beri hayat bütün güzelliğini sunuyor ömrüme
Daha önce de sunuyormuş fakat göz ve gönül görüp hissedemiyormuş 

Öyle işte hayat:)

Bu güzel çiçekler halimi hatırımı soran dostlara...