16 Eylül 2018 Pazar

Ayrılık ve Vuslatın Fotoğrafı



Bu yaz için tatil, planlarım arasında yer almıyordu. Nasibimde varmış bir on günlük tatil yapıp döndüm. Tatil; her sabah doğanın gün doğumu şarkısını dinleyip akşamları samanyolunu seyre dalmak, demek benim için. İlk günler samanyolu enfesti. Fotoğraflayamadım zira henüz sezon kapanmadığı için köy de bulunan bütün konaklama alanlarının aydınlatması görev başındaydı :)
En ufak aydınlatma samanyolu fotoğraflarında patlamaya neden oluyor ki bu da o fotoğrafın çöp olması için yeterli oluyor. 
Gün doğumu şarkısı her zaman insan ruhuna şifadır lakin fotoğrafçı için o şarkıya bulutların eşlik etmesi bir başkadır. Onca zaman yalnızca bir sabah bulutlar sardı göğü ve bütün gün pamuktan yorgan gibi örtü göğü. Yukarı da ki fotoğraf o sabaha ait...


Bu fotoğrafı Deeptone hediye eyliyorum :) 

Bütün gün bulutlar arasına gizlenen güneş, mesaisi biterken bulutlarla aşkla dans ediyordu adeta. Bu aşkı yıldırımlar kıskanmış olacak ki onlar da katıldı dansa (o fotoğrafı ayrıca paylaşacağım) 
Marmaris en ihtişamlısından "hoşça kal" diyordu bana...


İstanbul ise en sevdiğim hallerinden biriyle, yağmur ile karşıladı beni. Arabanın camlarına yağmur damlaları sevinçle vururken silecekler yetişmiyordu. O an içimizi kaplayan duyguları anlatmaya kelime dağarcığım yetersiz kalır. 
Gecenin bir vakti eve ulaşıp birkaç saat uykudan sonra kendimizi sokaklara attık. Bütün gün İstanbul sokaklarını arşınladık ve güneşi Selimiye'den uğurladık. Çok özlemişiz... Ayrılık ve vuslat yan yana yürüyor hayat yolunda. Şairin dediği gibi ikisi de sevdaya dahil :) 




5 Eylül 2018 Çarşamba

Dostla Sohbet Eder Gibi


Güne Allah nazarlardan, kem gözlerden korusun neşe içerisinde başladım elhamdulillah. Çayımı almışım yanıma, açmışım sevdiğim müzikleri ohh değme keyfime
Kendimle zaman geçirmeyi seviyorum da bugünlerde çok fazla twitter aleminde vakit geçiriyor olmanın rahatsızlığını hissediyorum.
İşim bilgisayar başında ve yaşadığım mekan beni sarıp sarmaladı sokağa çıkasım gelmiyor. Üç gündür sokağa çıkmamışım
Hadi sokakları arşınlamıyorum en azından yürüyüşe çıkardım. Değişiyor insan.
Mesela bir zamanlar kendi fotoğrafımı ekler miydim? asla
Hoş eklememiştim ama yaptığım bir yanlışlıkla tüm arşivimi halkın geneline açmış ve haberim olmamıştı bir arkadaş uyarana kadar :)
Neyse işte bilgisayar başında olunca ister istemez nette takılı kalıyorsun, kurtuluşun olmuyor.
Hepimiz bağımlı ruhlarız. Mutlaka takılı kaldığımız bir sosyal mecra var. Ellerimizden telefonlar düşmüyor. Durumdan şikayetçi olmayan yok ama uzağında durmayı başaran da yok denecek kadar az...
Emir açık "yaklaşma!"
bu emir hayatın bütün alanları için geçerli bence
Yaklaşınca kurtuluş çok çok zor

Hepimiz ölümlü varlıklarız. Yalom bu konuda güzel kitaplar yazmış. Okurken ölüm korkusunun tüm ruhunuzu sarma garantisi var :) en azından o kitapları okurken ölüm hayatımın bütün alanlarına yayılmış ve ciddi bir korkuya kapılmıştım. Aslında korkumuzun arkasında yaşanmamış hayatlarımız yatıyor. Sen bu ömrü başkaları için yaşamışsan takvim yaprakları bir bir düşerken içine de zamanının kalmadığı korkusu düşüyor. Yüzleştikçe o korkunun yerine hayatı anlamlandıracak neler yapabileceğine kafa yorar oluyorsun.
Bize ait olan ne var hayatımızda?
Neyi sevdiğini bilmeyen milyonlar var etrafımızda
Sevdiğimiz şeyi anlamanın yolu basit; an da kalmamızı ne sağlıyorsa orası bizim başarılı ve mutlu olabileceğimiz alan.
Resim yapmayı, örgüyü, dikişi, kitap okumayı vs... seviyorum ama hiçbir şey fotoğraf çekerken veya müzik dinlerken yaşadığım duyguyu bana yaşatamıyor. Bu ikisi bana tüm dünyayı unuturuyor. Ne dert kalıyor ne tasa. Tamamen an da kalabiliyorum.
Mutluluk gürül gürül akan bir nehir gibi hücrelerime karışıyor.
Bu yüzden soranlara fotoğraf için aşk diyorum.
Birçok şeyle ilgileniyor olabilirsiniz ama sizi an da tutup mutlu eden gerçekten hangisi?
Hangilerini takdir görmek, onaylanmak için hangisini aşk ile yaşıyorsunuz?

Nazım diyor ya Tahir ile Zühre de (bu şiirini çok severim)
"Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi" 
ne kaybederiz yahu bizi sevmeseler?
Allah sevmiş, değer vermiş
Tüm evrenin sahibi, yaratıcı seviyor bizi 
Kulları sevse ne olur sevmese ne olur?
Severse güzel olur ama sevmiyorsa Ayşegül ne kaybeder :)
Tamam, kabul ediyorum zaman zaman benim de onaylanıp takdir edilmeye ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor bunu da açık açık ifade edebiliyorum
Hele emeğimi, çabamı görmezden gelenin zevkle canına okuyorum :))
Takdir edip onaylamak zorunda değiller ama kusura bakmasın kimse de görmezden gelemez
Duygularımızla yüzleştikçe, kendimizi sevdikçe, kendi değerimizi bildikçe dışa değil içe dönüyoruz.
Kolay değil 
Hem de hiç değil
Bin kez yıkılsam da yine kalkıp bu yolda yürüyeceğim Azrail ile buluşana kadar...

Tam sohbeti bitiriyordum aklıma geldi
Bazıları beni sevmiyormuş, canımı sıkıp mutsuz etmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlarmış
Mümkün olsa bir kaşık suda boğmayı isteyecek kadar gıcık oluyorlarmış
Öncelikle bu insanlara çok teşekkür ediyorum değerli zamanlarını benim için harcayacak kadar bana değer verdikleri için :)
Bu insanlar beni tanımıyor tanısalar zamanlarına yazık ettiklerini anlarlardı.
Duygularım üzerinde ancak sevip değer verdiğim insanların etkisi olabilir.
Benim bu hayatta ki birinci görevim gönül yurdumu güzelleştirmek
Nefret, öfke, haset gibi duygularla gönül yurdumu kirletemem.
Bu insanlara;
Üç günlük dünya da sen beni sevmesen de ben seni severim kardeşim
Sen unutmuş olsan da ben unutmuyorum ezelden kardeş olduğumuzu
Sevgiyle sarılıyorum
Şifa bulsun gönül yaraların, duası dökülür gönlümden

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi yaratılmış cümle varlığın üzerine olsun...

not;
Fotoğraf Ocak ayında yaptığım gezinin en eğlenceli kısımlarından birine ait. Doğduğum topraklarda yeğenlerimle deniz kenarına gidip o soğukta iyot kokusunu ciğerlerimize kadar çekip dayanamayıp dalgalar arasında sırılsıklam ıslanmıştık :)

3 Eylül 2018 Pazartesi

Nasipten Öte Yol Yok Bu Dünya da


Bayram öncesi bir grup fotoğrafçı arkadaşla Uşak yollarına düştük. Meteor yağmurunu izleyip yıldız pozlayacaktık. Yani Recep abi, beni davet ettiğinde yıldız pozlayacaksak gelirim, demiştim :))
Olmadı tabi
Nasibimiz de yalnızca samanyolu fotoğraflamak varmış ve birçok güzel insanla tanışıp Uşak'ın gizli kalmış hazinelerini keşfetmek...

Çıfıt çarşısına benzeyen arşivimi toparlamakla meşgulüm :)
Onu toparlar toparlamaz geziler hakkında daha düzenli yazabileceğim
Şimdi biraz ehli keyf ruhumun gönlünü hoş edeyim gelirim yine :)