20 Aralık 2010 Pazartesi

Aşura Bereketi


"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır."




Bîr hadiste şöyle buyuruluyor: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."





"Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir."

Bu yazıyı İslamın-Işığında etkinliğine gönderiyorum:)

Muharrem ayınızı kutluyorum.
Hayırlara vesile olur inşallah.

3 Aralık 2010 Cuma

Dünyanın İlk Günü

Beyazıt Akman'a ait dünyanın ilk günü adlı kitabı okuyorum.
Aynı zaman da Can Dündar'a ait Lüsyen'i de okuyorum.
Lüsyen'i, Banu almış okumak için, kızın elinden aldım kendisi okumadan:)
Kitabı yıpratmayım diye onu geniş ve rahat zamanlarım da okuyorum.
Lüsyen'i bitirince onun hakkındaki yorumlarımı da paylaşırım ama şimdi Dünyanın İlk Günü hakkında yazayım...
Dünyanın ilk günü benimle her yere gidiyor.
Akşam yemeklerin de masa da bize eşlik bile ediyor:))
Kitap enfes bir şey...
Molla Gürani hazretleri ile Fatih Sultan arasında geçen bölümler özellikle...

"Bu roman, kesinlikle alınıp okunmalı. En ince detayına kadar tasvir edilen saraylar, kaleler, kıyafetler; nefes kesici savaş sahneleri ve kayıp, ulaşılmaz bir aşk öyküsü okurları bekliyor. Avrupa, Ortaçağ’ın en keskin dönemecinden geçerken; Hıristiyan ve Batı dünyası, karanlığın, kirin, pasın içinde kıvranırken; Doğu’daki devletler ve Osmanlı, en parlak zamanlarını yaşamak için, en büyük adımını atıyor." bu yorum bir kitap eleştirmeninden... ( hangi sitede okuduğumu unuttum bulursam kaynağı eklerim)

Ben cimrilik edip o gün başka kitaplar da aldığım için cep boyunu almıştım.
Siz benim düştüğüm hataya düşmeyin.
Cep boyu çok kalın olduğu için okumak zor.
Hele benim gibi bir eliniz de çay, bir eliniz de kitap okumak gibi bir alışkanlığınız varsa cimrileşmeyin alacaksanız normal boy bir kitap alın:))

Kitabın bitmesini bekleyemeden paylaştım.
Özelden arkadaşlarımla paylaşıyordum ama sonra buradan da paylaşmak geldi içimden:)

29 Kasım 2010 Pazartesi

Küçük Ayasofya

Küçük Ayasofya Camii Eminönü ilçesinde Cankurtaran ile Kadırga semtleri arasında Marmara surlarının güney deniz kısmına yaklaşık 20 m. mesafede bulunuyor.

İstanbul'un Küçük Ayasofya semtindeki cami kiliseden camiye çevrilmiştir. 6. yüzyıldaki Ahagios Petros ve Ahagios Paulos Bazilikası 1497'de cami olmuştur. Temelinde 3 metreye 1,8 metrelik blok taşlar kullanılan ender eserlerdendir.

8 köşeli ana kubbesi bulunmaktadır. Bahçesinin güney kısmında 24 odalı geniş bir bahçesi ve ortasında şadırvanı olan Hüseyin Ağa Medresesi vardır. Medrese Yesevi Vakfı tarfından restore edilmiş ve Türk el sanatlarının hizmetine verilmiştir. Yakınından tren yolu geçer. Solda Kesikbaş Hüseyin Ağa türbesi yer alır.
Bizans İmparatoru I. İustinianos ve karısı Theodora tarafından 527-536 yılları arasında `Sergios ve Bachos Kilisesi` adıyla yaptırılan ve II. Beyazıt Döneminde (1500 yıllarında) Topkapı Sarayı Dar`üssaade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye dönüştürülen Küçükayasofya Camii, İstanbul`un en eski Bizans Dönemi yapısı olarak biliniyor. Bina 1836 ve 1956 yıllarında iki onarım görmüş, muhtelif kurşun ve sıvaları yenilenmiş, minare önemli ölçüde onarılmış. Kentin tarihi boyunca geçirdiği yangın, deprem, istila, yağmalama gibi bütün felaketlere direnen bu yapının, varlığını koruması ve geleceğe güçlendirilerek aktarılması İstanbul`un zengin tarihi mirası açısından büyük önem taşıyor. Kaynak;Vikipedi


Camiyi geçen yıl tam bu günler de ziyaret etmiştim.Cami içinde ve çevresinde turistler çoğunluktaydı.Malesef biz tarihi değerlerimize hak ettiği ilgiyi gösteremiyoruz.Küçük Ayasofya camisinin bahçesinde şadırvan da oturup çaylarınızı yudumlarken şadırvanın hemen yanında ki hücrelerden kulağınıza neyin o büyülü sesinin gelme olasılığı çok yüksek.Benim bu tarihi eserimizi keşfetme hikayem de bu hücrede verilen ney dersleri sayesinde oldu:))

Hocam bu fotoğrafı farklı bir açıdan çekmemi önermişti.İnşallah bugünlerde yeniden gideceğim o zaman onun istediği açıdan yeni fotoğraflar çekmeye çalışacağım.







Şimdi taşı dantel gibi işleyen sanatkarın işine nasıl hayran kalmayım? Muhteşem bir eser çıkarmışlar yüzyıllar öncesinden...















Küçük Ayasofya ziyaretimden sonra dönüş yolun da Ayasofya'nın da şöyle uzaktan bir iki fotoğrafını çekmiştim.1999 yılın da Ayasofya'ya gitmiştim o zamanlar restore ediliyordu ve ben o anki ruh halimdenmidir yoksa başka bir nedenden mi bilmiyorum hafızamda dışarıdan daha güzel göründüğü kalmış.Yakın da gittiğim de yeniden ziyaret edeceğim bakalım nasıl bulacağım.



Ayasofya camisini geçer geçmez sağdaki yolu devam ettiğiniz de Çaferağa Medresesine uğrayıp çay molası verebilirsiniz.Yıllar önce el sanatları ve girişimcilik eğitimlerini orada almıştık.Bahçesinde çay keyfi bir başkadır.

Tüm dostlara böyle rengarenk bir yaşam diliyorum.

Selam ve muhabbetle...