22 Aralık 2010 Çarşamba

Kadıköy-Eminönü vapurundan

Hafta sonu planlarım için dün Haydarpaşa'ya mutlaka gitmem gerekiyordu.
Gitmeye gideceğim evdeki işlerimi erkenden bitirsem vakitlice çıkıp gitsem ya,
Hiç olur mu?
Olmaz... bunu yapayım, şu eksik kalmasın diye saat oldu 16.15
Bu saatte gidilir mi, gidilmez mi? sorgulamasının sonucu baştan belli de iş olsun benimki:)
Aklıma düştü bir kere mutlaka Haydarpaşa'ya gideceğim oradan Eminönü'ne geçip oradan almam gereken bir ürünü de alıp eve dönmeliyim.
Evden çıktım.
Trenle Haydarpaşa'ya geçtim.
Haydarpaşa'dan vapurların artık kalkmadığını bilmiyordum.
Öğrendiğim de çok üzüldüm.
Kadıköy'e kadar yürüdüm.
Eve dönüp dönmeme arasında yine gidip gelirken bir de baktım vapurdan Kadıköy manzaraları çekiyorum:)
Eminönü ilk kez sessiz sakindi.
Esnaf dükkanlarını kapatıyordu ben ulaştığım vakit...
Olsun, benim gideceğim mağaza kapanmadan yetişmiştim.
Sadece vapurdan gün batımı fotoğrafları çekemedim.
Martılarla dansımız başka bir zamana kaldı.
Yine de her şeye rağmen gecenin karanlığında boğazı seyreylemek güzeldi:)



Koşturmayla geçen günden geriye kalanlar







20 Aralık 2010 Pazartesi

Aşura Bereketi


"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır."




Bîr hadiste şöyle buyuruluyor: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."





"Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir."

Bu yazıyı İslamın-Işığında etkinliğine gönderiyorum:)

Muharrem ayınızı kutluyorum.
Hayırlara vesile olur inşallah.

3 Aralık 2010 Cuma

Dünyanın İlk Günü

Beyazıt Akman'a ait dünyanın ilk günü adlı kitabı okuyorum.
Aynı zaman da Can Dündar'a ait Lüsyen'i de okuyorum.
Lüsyen'i, Banu almış okumak için, kızın elinden aldım kendisi okumadan:)
Kitabı yıpratmayım diye onu geniş ve rahat zamanlarım da okuyorum.
Lüsyen'i bitirince onun hakkındaki yorumlarımı da paylaşırım ama şimdi Dünyanın İlk Günü hakkında yazayım...
Dünyanın ilk günü benimle her yere gidiyor.
Akşam yemeklerin de masa da bize eşlik bile ediyor:))
Kitap enfes bir şey...
Molla Gürani hazretleri ile Fatih Sultan arasında geçen bölümler özellikle...

"Bu roman, kesinlikle alınıp okunmalı. En ince detayına kadar tasvir edilen saraylar, kaleler, kıyafetler; nefes kesici savaş sahneleri ve kayıp, ulaşılmaz bir aşk öyküsü okurları bekliyor. Avrupa, Ortaçağ’ın en keskin dönemecinden geçerken; Hıristiyan ve Batı dünyası, karanlığın, kirin, pasın içinde kıvranırken; Doğu’daki devletler ve Osmanlı, en parlak zamanlarını yaşamak için, en büyük adımını atıyor." bu yorum bir kitap eleştirmeninden... ( hangi sitede okuduğumu unuttum bulursam kaynağı eklerim)

Ben cimrilik edip o gün başka kitaplar da aldığım için cep boyunu almıştım.
Siz benim düştüğüm hataya düşmeyin.
Cep boyu çok kalın olduğu için okumak zor.
Hele benim gibi bir eliniz de çay, bir eliniz de kitap okumak gibi bir alışkanlığınız varsa cimrileşmeyin alacaksanız normal boy bir kitap alın:))

Kitabın bitmesini bekleyemeden paylaştım.
Özelden arkadaşlarımla paylaşıyordum ama sonra buradan da paylaşmak geldi içimden:)