2 Kasım 2012 Cuma

Sokak Sokak Türkiye Fotoğrafları

İlk gün için bu kadar fotoğraf yeter sanırım:) 
 Kısa bir açıklama yapayım 
 Kendi özel sayfamda "İstanbul sokakları" ve "şehr-i İstanbul" adı altında albümlerim vardı. 
Bu albümleri daha fazla genişletmek adına son yaptığımız Kuzguncuk gezisinden sonra sokak fotoğraflarını kapsamlı bir şekilde çalışmayı düşünüyordum... 
Sevgili Eda arkadaşımız bloğunda http://dusuncelerim-eda.blogspot.com/2012/11/bundan-boyle-tukiye-objektifte.html böyle seslenmiş bizlere. 
Bu fikirden yola çıkarak benim İstanbul sokaklarıyla sınırlı kaldığım düşünceyi genişleterek Türkiye sokaklarına yayalım istedim. Bu tek başına olacak bir iş değil.
Ne ömrüm ne de bütçem yeter tüm Türkiyeyi dolaşmak için:) 
Fotoğrafçı bir çok arkadaşım ve diğer arkadaşlarımında katkılarıyla güzel bir arşiv oluşturmak faydalı olacaktır eminim... 
 Karınca misali belki varmak istediğimiz hedefe yetişmeye gücümüz yetmez ama en azından o yolda yürürken ölmekte güzeldir:) 
 Yükleyeceğimiz fotoğrafların görsel açıdan zengin olmasına dikkat edersek çok daha iyi olacaktır.. 
Vatana millete hayırlı uğurlu olsun:))

http://www.facebook.com/SokakSokakTurkiye  sayfanın linki...Şimdilik sadece benim fotoğraflardan oluşuyor.İleri ki günlerde diğer  arkadaşlarında fotoğraflarını ekleyeceğim.Yarın gece yola çıkacağım için zaman ayıramıyorum.İnşallah dönünce daha fazla zaman ayırarak arşivi genişletiriz.

1 Kasım 2012 Perşembe

Bu Hafta Hastane Kapılarında Sürünme Haftasıdır



2002 yılında bir türbede secdeye gittiğim sırada sağım, solum ve onların yanındakilerin de duyacağı şekilde dizim sanki kırılırmışcasına ses geldi...O günden sonrada sürekli aynı ses ve acıyı 1 yıl yaşadım.Sonra doktora gitmeyi akıl edebildim:)
Yapılan kontrollerde kıkırdaklarda sorun görüldü ve ameliyata karar verildi.Ameliyatı oldum...
Ameliyatın 3. günü bir şeye kızdım çektim kapıyı doğru Kartal sahiline gittim.Ev ile toplu taşıma araçlarına ulaşım en az 300-500 metre...Dolmuştan indikten sonra sahile gitme mesafemde en az bir o kadar var
O halimde koltuk değneği falan olmadan sokaklarda gezmek yaptığım en büyük hatalardan biriydi.Doğal olarak iyileşme süreci uzun sürdü.
Sorun giderilmiş olsa da bir daha o eski sağlıklı günlere dönülmüyor maalesef...2003 yılında ameliyat olduğum günden beri sürekli sol ayağımda şikayetlerim devam etti.
Hiç bir şeyden olmasa çekilen MR sebebiyle kanser olmazsam iyidir, der olmuştum:)
Daha sonraki yıllarda her iki dizimde de menüsküs 2. dereceden yakınım olarak MR sonuçlarında kendini gösterse de hayırsızlık ettim ilgilenmedim:)

Yine aynı yıl tiroid kontrolü için doktora gittiğimde nodül için doktor biyopsi istedi.Biyopsi için masaya yattığımda iğne boğazımda... doktor nefes almamamı söylüyor ama bu arada da kendisi konuşuyor o esnada "nodülün kanser şüphesi taşıdığını biliyorsun değil mi?" demesiyle gözüme yaşlar birikti ama nefes bile almam yasakken ağlamanın sırası değildi..mübarek insan şimdi bunu söylemenin sırası mıydı? :))
Masadan kalktım, dışarı çıktım sevgiliye biyopsiyi kanser şüphesinden dolayı yapıyorlarmış diye söylemeye başladığım an göz yaşlarım sel olup aktı:)
Sevgili  benden daha kötü durumda onu teselli etmeye çalıştım
Bak, sonunda benden kurtuluyorsun sevinmelisin, falan diye takılıp gülmeye başladık.
Kabullenme sürecini atlattıktan sonra artık onunla normal bir hayata başlıyorsunuz ama çevrenizdeki insanların söz ve davranışları sizi size bırakmıyor...Herkese açıklama yap, soruları cevapla yorucu iş....
Biyopsi sonucu temiz çıktı ama 6 ay sonra yeniden kontrol vardı, gittim...6 ay sonraki kontrolde nodülün içeriği değişmiş yeniden biyopsi yapılması gerekti.Ama bu sefer kabullenmiştim ne ağladım ne kendimi kötü hissettim.O günden sonra 4-5 kez biyopsi oldum herhalde...Zaten öğrenmiştim  tiroid kanseri hastanın yaşam sürecini etkilemeyen bir kanser türüymüş...Nodüller ile yıllardır kardeş kardeş yaşayıp gidiyoruz.
İnsan hastalığını sever mi? ben seviyorum
En azından kilo aldırmıyor bana:)))

O yıllarda "niye doktora gidiyorsun?" diye sorduklarında "doktor çok yakışıklı sırf bu sebeple gidiyorum!!!" diye dalga geçmeye başlamıştım.
Sevgili benim doktorumu daha önce hiç görmemişti.Bir gün kapıda beklerken doktor yanımızdan geçti benim doktorum, diye gösterdim
Doktorum 1.55 boylarında 60 yaşlarında bir şeydi
Aynı zamanda hastanenin direktörüydü
Sevgili hayal kırıklığı yaşadı
Aynı hayal kırıklığını başka zamanlarda benimle doktora gelen arkadaşlarımda yaşadı
O zaman anladım ki benim dalga geçmek için söylediğim sözler ciddiye alınıyormuş:))
Ama "niye gidiyorsun?" diye saçma bir soru sorulur mu Allah aşkına!!
İnsan hastaneye gidiyorsa bir derdi vardır da gidiyordur
Derdimi bildikleri halde öyle sordukları için bana dalga geçme hakkı veriyorlardı

2003 yılında başlayıp 2007 yılına kadar belli aralıklarla hastane kapılarında süründüm
Çok şükür özel sağlık sigortası vardı da fazla yorulmuyordum.
Ama sonra bir arkadaşıma uyup sağlık sigortasını yeniletmedim devlet hastaneleri var nasıl olsa diye düşündüm.
Ama öyle olmuyormuş işte
Devlet hastanesine kontrol için gittiğimde nodüllerin birini bile göremeden temiz raporu verip gönderdiler
Ben derdimi biliyorum mümkün değil temiz olması özele gittim yeniden nodül kardeşlerimi usg görüntülerinde gördüm de rahatladım:)
Ya benim yerimde daha ciddi rahatsızlığı olan bir hasta olsaydı!!?

2007 yılından sonra artık yeter ben doktora falan gitmeyeceğim dedim ve bütün rutin kontrollerimi yaptırmaktan vazgeçtim.

Ama en sonunda yine bu hafta kendimi hastane kapılarında sürünürken yakaladım:)
Devlet hastanelerinde hala her şey aynı duruyor
Özel hastanelerde ilgili, güler yüzlü olan doktorlar devlet hastanesine gelince asık suratlı, ciddi insan maskelerini takıyorlar..Neden böyle yaptıklarını çok merak ediyorum.Oysa bir tatlı dil, bir güler yüz o kapılara dertlerinden dolayı gelenlere belkide o an en iyi ilaç olacak...
Sonuçta ücretlerini devlet ödüyor ama o devletin kasasını da yine o kapıda surat astıkları insanlar dolduruyor...Doktorları ve diğer asık suratlı, ciddi görünümlü personeli tutup silkeleyesim geliyor kendinize gelin diye:)

Önce ortopediye gittim...Allah var doktor çok ciddi bir adamdı ama o ciddi görünümün altından ilgili tavırlarını göstermeyi başarıyordu...
15 tane iğne verdi ki ben sadece okullarda aşı zamanları iğne vurulmuş biri olarak hala iğneleri almadım:)
Ama alacağım çünkü şikayetim önemli...İlaç sonrası düzelme olmazsa MR ile sorunlu bölgeyi inceleyeceklermiş.
Ortopedi doktoru his kaybı için nörolojiye gönderdi.Bugün nöroloji kontrollerinde MR ile EMG tetkikleri uygun görüldü.
Yarında troid ve safra kesesindeki sorunlar için doktora görüneceğim.
Ondan sonra da Allah'ın izniyle hastane kapılarında sürünme faslına bir yıl son vereceğim..

Asiye ablamın oğlu yine dün kalbine pil takılma sebebiyle ameliyat oldu hastanede yatıyorlar.
Yanlarına uğradım Mehmet Ali face. de paylaştığım iletiyi annesine okuyormuş benim kapıda olduğumdan habersiz:)
Oğlum, seni yalnız bırakmamak için geldim hastane kapılarında sürünmeye başladım, diye takılıyorum

Mehmet Ali ve benim için bu hafta hastanelerde sürünme haftası olarak tarihte yerini almış bulunuyor:)))

Yürüyen cenaze gibi olsam da elhamdulillah gülmeyi, eğlenmeyi, gezmeyi eksik etmiyorum hayatımdan.
Arada bir insan sağlığın zekatını da ödemeli değil mi:))
Allah ağır bir şekilde ödetmesin...

Hatasız Kul Olmaz!


Dün kızlar aradı akşam buluşuyoruz diye haber ettiler.
Öyle son dakika haberleriyle çıkıp gelemeyecek kadar yoğun bir insanım. Üzgünüm önceden haber edeydiniz gelemem, diye gıcıklık yaptım:)
İşin aslı akşama misafirim geliyordu erteleme şansımda yoktu.Ben ocağın başında misafir için hazırlık yaparken beklediğimiz misafirden telefon geldi.Eltisinin babası vefat etmiş gelemiyoruz, diye haber veriyordu.Kızları aradım nerede buluştuklarını öğrendim.Yemekten sonra soluğu doğruca sahilde aldım.Geç saate kadar oturduk sohbet ettik.Bazen hüzünlendik...Bazen güldük..Çokça da dedikodu yaptık:))
Kızlarla vakit geçirmenin belkide en güzel yanı kendimizle öyle meşgulüz ki başkasının dedikodusunu yapmaya zamanımızın kalmamasıdır...

Benim ömrüm aşık Veysel misali "dost dost" diye tüketildiği için dostluk benim hayatımın en önemli yerinde duruyor.Bundandır sık sık dostluktan bahsetmem...

Seni yargılamayan, suçlamayan ama aynı zamanda hatalarını, yanlışlarını çekinmeden yüzüne söyleyen bir dosta günümüzde sahip olmak çok zor...Bazen birbirimizi deliye çevirsek de kıymetliler benim için.

Dün akşam kızlara, bugüne kadar hata yapmadan yaşamaya çalıştım ama şimdi hata yapma hakkımı kullanacağım, dedim:)
Aslında bu öylesine takılmak için söylenmiş bir sözdü
Düşününce çok derinlere gittim...

İnsan olmanın doğasında vardı hata yapmak
Geçenlerde bir kitapta okumuştum eğer insanoğlu sıfır hata yapsaydı Allah bütün insanlığı yok eder yerine hata yapan yeni varlıklar yaratırdı, diyordu
Bu kitap çok kıymetli birinin hatırası olarak duruyor kitaplıkta
Kardeşime hediye edilmiş, edilirken de "sakın ablana verme" uyarısında bulunulmuş ama buna rağmen bana ulaşmış bir kitap....İnşallah bu haftayı da atlatırsam okumaya devam edeceğim...Okudukça bu kıymetli kitaptan da notları paylaşmayı isterim....

Ben hatalar yaptım.... almam gereken dersleri aldım... kiminde pişmanlıktan ölüp bittim, kiminde amaan boşver olması gerektiği için oldu bitti deyip umursamadım bile
Ama hala "büyük hatalar yapma" hakkımı saklı tutuyorum:)
Biliyorum ki bu hayatta önemli olan sıfır hatasız bir ömür yaşamak değil
Hatalar yapıp o hatalardan alman gerekeni alıp yücelmeyi bilmektir önemli olan...

Hatalarımda, yanlışlarımda bütün uyuz ve gıcık davranışlarımda kahrımı çekeceklerini bildiğim dostların varlığı hayatımın zenginliklerinden...
Hep böyle sevgiyle, muhabbetle, samimi kalın canlar...

Sevgiyle sarıp  sarmalandığınız güzel bir gün geçirirsiniz inşallah

Bugün benim yolum yine hastane kapılarından geçiyor:)