31 Ekim 2010 Pazar

Ankara gezisi ve Anıtkabir

Yeniden Merhabalar:)

25 Ekim de başlayacak olan gezimiz önce araba konusunda yaşanan bir sorun sonrasında bu yolculuğun baş kahramanı olan bilgisayarda yaşanan başka bir sorun sebebiyle 27 Ekim Çarşamba sabahı saat 04'ü gösterirken başladı.
Ben Salı sabahı kalktığımda şifayı iyice kapmış olarak uyanmıştım.
Ev ahalisi yolculuğa bu halimde çıkmamam gerektiği konusunda beni ikna etmeye çalışsa da söz konusu gezme olunce gözüm bir şey görmez olduğundan ikna çalışmaları başarısız sonuçlandı:)
Yolculuğumuz Çarşamba  sabahına kalınca ufak veledi de yanımıza aldık.
Okul olarak Anıtkabir'e gezileri vardı ama biz göndermemiştik.
Madem yolumuz Ankara'ya düşüyor gel seni biz götürelim dedik ve okulu astık:)
İyi mi ettik kötü mü bilmiyorum ama sonuçta o gün geziden dolayı okulda dersler boş geçecekti ertesi günde zaten okulu yarım gündü.
Veledler hiç bana çekmemişler:)
Ankara'ya saat 10 gibi ulaştık
Başlarda veled biraz mızmızlandı sonra benden fırça yedi durumun keyfini çıkarmaya başladı...
Anıtkabir'i ziyaret etmemiz tam 2 saat sürdü.
Tabi bu zamanın çoğunu fotoğraf çekiminde harcadık.
Furkan kullandığım makinaya el koymaya kararlı "kendine yeni bir makina al bunu bize ver kullanalım" demeye başladı:)

Hacı Bayram Veli türbesini ziyaret edip Ulus da vakit geçirmeye karar verdik.
Anıtkabir ziyaretinden sonra Ulus'a gittik.
Ulus'a nasıl gideceğimizi sorduk tarif ettikleri yolu kullanarak Ulus'a ulaşmaya çalıştık.
5 dakika sürmez dedikleri yolu neredeyse 40 dakika yürüdük.
Hacı Bayram Veli ziyaretinden sonra Müze'ye gittik.
Müzeye nasıl gidebileceğimizi sorduğumuz kişiler bize yürüyerek gidilebileceğini söylediği için biz yine yürümeye başladık.
Ve sonunda karar verdik eğer Ankara'da size çok yakın yürüyerek ulaşılabilir diyorlarsa aldanmamalı ve arabayla gitmeli:)
Müzeyi gördüğümüzde yaşadığımız tüm yorgunluğa değdiğini düşündük.
Yanlış hatırlamıyorsam 1997 yılında en iyi müze ödülünü almış.

Ankara'Nın başka gezip görülecek yerleri vardır elbet ama bizim günü birlik gezimiz bu kadarıyla sınırlıydı.
Yakın da yeniden Ankara'ya gideceğiz başka güzelliklerini keşfetmek için....

 Küçük Veled Anıtkabir'e çıkarken


Küçük Veled; Aslanlı yolda
 Aslanlı yolundaki Heykeller



Küçük Veledin çektiği duvar süslemesi

 Annesinin gül kokulusu:)

 Genelde kırmızı güller sevilir ama ben hem rengi hem kokusuyla Beyaz güle hayranım...

 Bu çiçek fotoğrafları Banuşum'a armağanımdır:))


 Ankara kalesinin Hacı Bayram Veli camisinden görüntüsü.
 Hacı Bayram Veli Türbesi

 Müze yolunda yapılan çalışmadan bir görünüm.
 Bu evlerde kimbilir kimler yaşadı....Ne acılara ne mutluluklara tanıklık etmiş ve hala tanıklık etmeye devam etmekteler...
 Anadolu Medeniyetler müzesinin bahçesindeki heykellerden.
 Müzeye adım atar atmaz büyülendim...

 Kimler  yaptı? Kimler kullandı? Bu tarihi eserleri bizlere kimler ulaştırmak için emek verdi?



 Bu cam kapların benzerlerini Hatay müzesinde de gördüm.Oradakilerde en az bunlar kadar muhteşemdi.Onlarıda daha sonra paylaşacağım inallah.
 Biz kadınlar her çağda süsüne meraklı varlıklarmışız:))
 Bu iğnelerin öyle süslüleri vardı ki seyrederken mest oldum.Bir iğne için bil ne kadar emek harcanmış...
 Şimdi insan bu sanat eserlerini görüp nasıl hayran olmaz? imkansızlıklar içerisinde böylesi güzel eserlere imza atan eller günümüz imkanlarına sahip olsalardı neler yapardı acaba?
 Eski kıralların asalarının başı olarak kullanıldığı tahmin ediliyormuş
 Bu eserler karşısında sözler yetersiz kalıyor...


 Bu gördüğünüz bir masa...Üzerindeki işcilik muhteşem...
 Camı kırıp çalma hayalleri kurduğum takılardan biri:))


Ankara gezimiz burada son buluyor.Sırada Hatay gezimizin fotoğrafları var:)

23 Ekim 2010 Cumartesi

Beypazarı

Hastalık halleri, gelen giden derken uzun bir süredir yazamadım.
Yakın bir zaman da yollara düşeceğim.
Hiç olmazsa gitmeden paylaşmak istediklerimi yayınlayım dedim:)

Et ile aram hemen hiç yoktur.
Ama bir gün sırf Büryan kebabını merak ettiğim için  Fatih kadınlar pazarına giittim.
İnternette kadınlar pazarı hakkında bilgi edinirken Beypazarı diye bir şehrimizin olduğunu öğrendim.
Kadınlar pazarına gittiysem beyler eksik kalmasın ben birde Beypazarı gezisi yapayım,  demeye başladım.
Bir şeyi çok fazla istediğiniz deeğer hakkınızda hayırlı ise Rabbim nasip ediyor.
Eşim iş için Ankara'ya gideceğini söylediğin de "n'olur ben de geleyim, söz kendi başımın çaresine bakar size yük olmam" diye ikna çalışmalarına başlamıştım:))
Kırmadı beni.
Çocukları evde bırakıp bir Haziran sabahı düştük yollara.

Ankara'ya ulaştığımızda ben onlardan ayrıldım.
Beypazarı'na giden arabaları bulup ilk arabaya attım kendimi...
Daha kısa bir mesafe olduğunu düşünüyordum ama yol bitmek bilmedi.
Üstüne birde yol çalışmaları eklenince git git bir türlü Beypazarı'na ulaşamadık:)
Yol uzadıkca heycanım ve endişelerim artmaya başladı.
Tarih kokan bu şehri görecek olmam heycanlanmam için yeterliydi.
Endişeliydim eşim ile anlaştığımız saatte Ankara'ya dönmem biraz zor gibi görünüyordu.
yanlış hatırlamıyorsam 1.45 dakika sürdü yolculuk.
Beypazarı evlerini gördüğüm an hissettiğim mutluluk yüzüme yansımaya başladı.
Sanırım beni görenler böyle sebepsiz gülümemi sorgulamıştır:)

Gitmeden önce Beypazarı'n da neler yapılmalı, neler yenmeden dönülmemeli araştırmıştım.
Zaman kısıtlı olunca bir iki saate ne kadar çok şey sığdırırsam kardır düşüncesiyle Beypazarı sokaklarını hızlı hızlı dolaştım.
Çok acıkmış olsam da yemek yiyerek vakit kaybetmeyi göze alamadım.

Fotoğraflar karışık yüklendi bir türlü düzenleyemedim affola.
Genelde kadınların satış yaptığı pazarından bir görünüm."Kızım gel bizi de çek ama alışveriş de yap" diye beni davet eden ablalarm çok tatlıydı:)
Pazarı gezdikten sonra Müze eve gittim.Gördüğüm her bir eşya bana çocukluğumu hatırlattı.Mesela bu kazanlar da biz buğday kaynatır bulgur yapardık.Osmaniye'ye gittiğimde hala aynı şekilde bulgur yapıldığını görüyorum...
Buna benzer beşiklerde büyüyen yakınlarımı da hatırlarım:)
Yaz sıcaklarından kaçmak için Zorkun yaylasına çıkardık.Elektirikler yoktu o zamanlar.Akşamları bu gaz lambalarıyla odamızı aydınlatırdık.Pil ile çalışan bir teybimiz vardı.Tek eğlencemiz oydu.
Müze eve adımı attığım an duvarda asılı bu çiçeği görünce çok hoşuma gitti.Çiçek-böcek çok seviyorum ne yapayım:)
Bu çiçekte yollarda gördüğüm çiçeklerden biri.Şimdi bu rengi ve güzelliği görüp insan nasıl hayranlık duymaz, nasıl böyle bir güzelliği görebildiği için mutlu olmaz:)
Bu güzel kızımız sokakta elinde çiçek ile kendi başına oynuyordu.Yanına yaklaştım adını sordum tanıştık.Çok güzel bir kız olduğunu izin verirse fotoğrafını çekmek istediğimi söyledim "oluuuurr" diye gülümsedi.
Bir kaç tane fotoğrafını çektim sonra birlikte fotoğraflarına baktık sohbet ettik.Kendisi gibi bir güzellikle tanıştığıma memnun olduğumu söyleyip gezmeye devam ettim...
Bu fotoğraf beni aldı karma karışık düşünceler içerisine attı.Ne zaman bu fotoğrafıma baksam aynı karmaşık düşünceler arasında bulurum kendimi.
Sevgililer gününde eşimin hediye ettiği çok zarif bir yüzük dışında hiç altın takım yoktur.Alyansını bile sağda solda çıkardığından dolayı kaybeden ben bu tarz takıları gördüğümde bir süre hayran hayran izlerim.Çok zarifler ama dediğim gibi altın benim tarzım değil.
Sanırım bir çoğumuz bu oyunu oynamışızdır:)


Beypazarı'nın meşhur telkari takılarından bir örnek.Çok güzellerdi....
Beypazarı- Safranbolu'dan mı etkilenmiş yoksa Safranbolu Beypazarı'ndan mı etkilenmiş araştırmadım ama evleri ve sokakları satılan yöresel ürünleri birbirine benziyor..
Şimdi bir yaz sıcağında gölgedeki sedirlerden birine oturmalı, havuç suyunu yudumlarken Beypazarı'nın tarihi kokusunu içine çeke çeke sokağı seyreylemeli...

Eğer yolunuz Beypazarı'na düşerse...
El yapımı ebru yüzük ve kolyelerinden,
Yöresel masa örtüleri ve yazmaları almadan,
80 katlı baklavasından,
Zeytinyağlı yaprak sarmasından,
Havuç suyu ve lokumunu yemeden,
Tereyağlı kurusundan almadan dönmeyiniz derim:)
Hepsi birbirinden güzeldi.
Oturup yemeye vakit bulamadım ama aldım dönüş yolunda yedim:)

Biliyorum 2 saat bu güzel şehri gezmek için yeterli değildi ama bu kadarını bile yaşamak çok güzeldi.
Aynı gün Ankara'ya gidip Hacı Bayram Veli türbesini ziyaret edip oradan çıkıp akşamın mavi saatini Safranbolu tepesinden izledim.
İlk fırsatta Safranbolu da çektiğim fotoğrafları da paylaşırım inşallah.

İmla kurallarını katlederek yazıyorum biliyorum ama şimdilik bu kadarını yapabiliyorum:)



29 Eylül 2010 Çarşamba

Objektifime takılanlar

Dün akşamdan beri sayısını bile hatırlamadığım kadar çok baklava ve sabahın ilk ışıkları dünyamı aydınlatırken yaptığım su böreğinden gün içinde bolca yedim.Bünyeme bu kadar çok yemek ağır geldi.Uzun zamandır yürümüyordum biraz hafiflemek için yürüyüşe çıktım.

Objektifime takılanlar....

 Ufak veled ve eşim geçen kış her hafta sonu balık tutmaya gidiyorlardı.İlk zamanlar denize bıraktıkları kurşun ve yemlere harcadıkları parayla en iyisinden akşam yemeği için balık alabilirlerdi.Çok kızdırdım onları:))
Balıklar için av mevsimi biterken bizimkiler balık tutmayı öğrenmişlerdi.Taze tutulmuş balığın lezzeti bir başka:)
Sahil kenarında en tanıdık görüntülerden biri; olta atan balıkcılar, olmalı.....
 Yürüyenler, koşanlar, bisiklete binenler, çocuklarıyla koşup oynayan anne-babalar da sahil  manzaralarından...
Yansıma fotoğraflarını çok seviyorum.Suyun oluşturduğu etki bana çok güzel geliyor
 Ben oynayamıyor olsam da basketbol oynayan çocukları seyretmekte bana enerji verdi:)
 İşte bu fotoğrafta ki çifti çok sevdim.Ne güzel kurulmuşlar muhteşem adalar manzarasının karşısına doyumsuz sohbet ediyorlardı....
 Manzaranın keyfini yalnuz insanlar çıkarmıyor elbet:) Gözümün gördüğü her yerde onlarca kedi vardı...
                                             

 Yaptığım ilk yağlı boya tablosunda kayıklar vardı.İlk çektiğim fotoğraflarda da tekneler vardı...Gökyüzü, kayık, damla ve martı sevdalısıyımdır...
Seyrine doyum olmuyor hele de akşam ışıkları her evde tek tek yanmaya başlayıp ada karşınızda ışıl ışıl parlarken.....

Bugün objektifime takılanlardan bir kısmını paylaştım
Yeni bir paylaşımda görüşmek dileğiyle...

Selam ve sevgiler