12 Şubat 2012 Pazar

Bu Akşam Çok Güzeldin İSTANBUL....

Gece fotoğrafları çekmek için en ideal zaman mavi saattir.
Mavi saat gün doğmadan ve gün battıktan hemen sonraki zaman dilimidir.
Gece fotoğraflarında genellikle en başarılı kareler bu saatte çekilenlerdir.
Çok kısa bir zaman dilimi olması sebebiyle akşam yemeklerinden, sabah uykusundan fedakarlık etmeyi göze almak gerekiyor:)
Bu fotoğrafı geçen hafta çekmiştim.Mavi saate denk geldi.Bu fotoğrafa herhangi bir müdahalede bulunmadım.

 Bu fotoğrafları da bu akşam çektim.
Aslında niyetim mavi saatte çekmekti.
Maalesef alınması gereken zorunlu ihtiyaçlar sebebiyle 15-20 dakikalık AVM girip çıkmamız mavi saati kaçırmama neden oldu.
 Bu fotoğrafı zoom in out tekniği ile çektim.
Focusladıktan sonra çekim sırasında objektifi çeviriyorsunuz hepsi bu....
Tabi bunun için düşük enstantane kullanmak gerekiyor.
Bu şehir her haliyle bir başka güzel.

10 Şubat 2012 Cuma

Ben ve İnternet Arkadaşlarım

Bu hafta Zeliha arkadaşımızla ilk kez telefonla görüştük:) Bizim konuşmamıza şahit olan Melike yine kıskançlık yaptı...İlk görüşmeye göre çok fazla samimiymişiz:)

Benim internet yolculuğumdan Zeliha'ya çok kısa bahsedince bu konuda yazmak istedim.

2003 yılında bir yakınımın çocuğunun hastalığı hakkında bilgi araştırırken yolum bir siteye düşmüştü.
Forumda herkes birbirini tanıyor gibiydi.
Çok samimi bir ortam vardı imrenmiştim.
Geneli çalışan annelerden oluşuyordu sandım ki ev hanımı olanlar forumlara katılamaz:))
Bir kaç gün takip ettikten sonra ben bu siteyi unutup gittim...
Bir kaç ay sonra ruhsal olarak kendimi çok kötü hissettiğim bir dönemde tesadüfen yine aynı site ile karşılaştım.
Forumlara selam verip balıklama daldım.
Bu arada işe başlamıştım:)

Önce forumlarda yazışıyorduk.
Daha sonraları yazı ile yetinmeyip telefonla görüşmeler başladı.
Devamında yapılan organizasyonlarla buluştuk, kaynaştık.
Sanki yıllardır birbirini tanıyan dostlar gibiydi ilk karşılaşmalarımız.
Çok kalabalık bir topluluktuk.
Hayata baktığımız pencerelerin farklı olması,
İnançlarımızın birbirine zıt olması zaman zaman anlaşmazlıklara yol açıp hararetli tartışmalar yaşasak da görüştüğümüzde bu tartışmalar hiç olmamış gibi sarmaş dolaş olabiliyorduk:)

Biz bu kalabalık toplulukla neler neler yapmadık ki

Sezen Aksu gecesi adını verdiğimiz geceler organize edip sabaha kadar sezen şarkıları eşliğinde sohbetler ettik.

Kalktık Aynur arkadaşımla ikimiz profilinde lise yıllarından kalma bir fotoğrafı olan Manisa da yaşayan arkadaşımızı ziyarete gittik.
Tam bir cesaret örneği:)))
Hiç yüzlerini görmediğimiz yetmiyor gibi genele açık bir yerde gezi programı yaptık.
Arkadaşın eşi bizi otogardan almaya gelecekti.
Başka birinin peşine takılıp gitme korkusuyla sadece arkadaşlarımızın bildiği sorular hazırladık.
Ama otogarda yanımıza gülerek gelen adama gülüp düştük peşine:))
Taksinin arka koltuğunda Aynur ile birbirimize bakıp gülen yüzümüzü hala hatırlıyorum.
Şuan o arka koltuktaki halimiz gözümün önüne geldiğinde kurbanlık koyunlara benzetiyorum bizi:)
Aynur'un başka çılgınlıkları sonradan belki olmuştur ama benim hayatımın şuana kadarki tek çılgınlığıydı bu gezi...
O gün yalnız gitmemize izin veren eşim bugün olsa asla izin vermeyeceğini söylüyor:))

Yine aynı siteden arkadaşlarla birlik olduk.
Fikirtepe'de eşini kaybetmiş bir anneye yardımda bulunduk.
Evin ihtiyaçlarını karşılayan evin büyük oğlu geride yeni doğmuş bebeğini bırakıp askere gitmiş.
Oturmak için ince bir sünger parçası dışında doğru düzgün bir şeyleri yok.
Aramızda para topladık.
Aileye iki kanepe aldık.
Mutfak ihtiyaçlarını karşıladık.
Abisi askere gidince okulu bırakıp çalışmak zorunda olan küçücük çocuğu okula göndermemelerini aylık evin ihtiyaçlarını ve o çocuğun okul masraflarını seve seve karşılamak istedik ama anne kabul etmedi.
Konfeksiyonda çalışarak o çocuğun getirdiği üç beş kuruşu tercih edince  kızdık anneye bir daha uğramadık.

Bolu'da depremzedelere yardım yapma kararı verdik.
Yine kendi aramızda para toparladık.
Aynur'un eniştesi ile Eminönü'nde esnafları dolaştık çok düşük fiyatlarla elimizdeki paralarla kıyafet, montlar aldık.
Tabi Aynur'un eniştesi ve esnafın desteği olmasa biz o kadar az parayla asla o ürünleri alamazdık.
Bütün arkadaşlarımız çok fazla destekte bulununca karda çocukların giymesi için tam 310 bot için bir firma ile anlaştık.
Bütün kıyafetleri sabaha kadar tek tek paketledik.Üzerlerine isimleri yazdık

Yardımları 6 arkadaş birlikte götürdük.
Bir çok evi ziyaret ettik, hediyeleri kendimiz verdik.
Bizim için en güzel ödül çocukların yüzünde gördüğümüz mutluluktu
Ama Düzce valisi ve şuan hatırlayamadığım bazı yetkililerde gelerek teşekkür etmişlerdi.



Ben o dönem bir grupla çocuk esirgeme ziyaretine başlamıştım.
Sonra tek başıma yola devam edip çocuk esirgemede ki çocuklarımızla her hafta mutfak etkinliği düzenlemeye başladık.
Her hafta bir grup çocukla yuvanın mutfağında bir şeyler yapıp yiyerek vakit geçirir olduk.
Yine böyle bir hafta çocuklardan biri "Ayşegül abla benim hiç doğum günüm kutlanmadı.Biz her ay topluca kutluyoruz" gibisinden konuşunca arkadaşlarla karar verdik her ay doğum günü olan çocuklarımızın doğum gününü kutlamaya başladık.

İlk kutlama da 85 liramız vardı.
Pastayı ben kendim yaptım.
Paralarla da hediyeleri aldık.
Bu, zamanla daha geniş organizasyonlara vesile oldu.
Kısıtlı bir bütçe ile başladığımız kutlamalar 2 yıl sürdü.
Kutlamalar ilk yıl yuvada yapıldı.
Sonraki yıl doğum günü olan çocuklarımızı alıp dışarı çıkararak yemek, sinema, park gibi etkinliklerle kutlar olduk.
Yurt dışındaki arkadaşlarımız çocuklarımıza hediyeler gönderdiler.
Mektuplar yazdılar.
Bütün yuva ile piknikler yaptık.
Yuvanın bahçesinde döner günü düzenledik.

Ben daha sonra site yönetimine kızgınlığımdan 2006 (tarihten tam emin değilim) yılında siteden ayrıldım.
Yuva ziyaretlerine çok istememe rağmen devam edemedim(bir kaç kişi ile bu kutlamaların altından kalkmak çok zordu) .
Çocuklar her gördüğünde doğum günlerini hatırlatıp ne zaman kutlayacağımızı soruyorlardı.
Onlara artık kutlamaları yapamayacağımızı söylediğimde gördüğüm yüzler kendimi rahatsız hissetmeme neden oluyordu.
Bir zamanlar yuvaya bir iki kez gelip çocukların kendilerine yakınlaşmasına izin verip sonrada ortadan kaybolan insanlara kızan Ayşegül de tıpkı o kızdığı insanlar gibi yaptı ve tamamen yuvadan uzaklaştı maalesef...

Bizler nette tanışmış bir grup anneydik.
Çok güzel dostluklar grup, güzel işler yaptık:)

Ne kadar kızarsam kızayım bana böyle güzel dostlukları kazanmama vesile oldukları için Yeşim ve Murat'a her zaman teşekkür ediyorum.
Siteden ayrılmış olsam da hala görüşüyorum arkadaşlarımla.
Hepsinin yeri ayrıdır yüreğimde.
Hepsi özel, hepsi güzeldir:)

Ben bütün bunları internet arkadaşlıklarına çok kötü bakılan bir zamanda yaptım.
İmalı laflar duydum.
Eleştirildim.
Yargılandım.
Ama her zaman ben neysem o olmaya devam ettim.
Kimseye kendimi beğendirmek gibi bir çabam olmadı.
Yaşadığım hiç bir şeyden pişmanlığım yok 
iyi ki yolum bu siteye düşmüş ve bu güzel insanları tanımışım diyorum....

Bu kadar gevezelik yeter diyor kaçıyorum:)
Benim velet "anneee yeteer" diye isyan etmekte:)







1 Şubat 2012 Çarşamba

Ortaya Karışık:))

Geçen hafta evimize14 aylık bir canavar geldi
Sürekli mızırdanan, küçücük boyuyla kocaman evi savaş alanına çeviren bir canavar bu:)
Sadece bir gece kalıp gitti
Yok, benden geçmiş çoluk çocukla uğraşmak
Bebeği olan annelere Allah yardım etsin diliyorum 
Unutmuşum çocuk yetiştirmenin ne kadar yorucu ve emek isteyen bir şey olduğunu...

Hem misafirlerime hemde pazar kahvaltısı için kendimize yeni keşfettiğim Safranbolu fırınından alışveriş yaptım.
Adatepe'nin arka sokaklarında bir fırın bu
İçeride 4-5 kişi çalışıyor.
Güler yüzlü bir hizmet sunuyorlar.
Ürünler taze ve lezzetli.
Pazar kahvaltıları için genelde ünlü fırınlardan birinden alışveriş yapıyorduk.
Çocuklar ve eşim o ünlü fırının ürünlerini pek beğenmiyordu ama ben seviyorum diye katlanıyorlardı:)
Şimdi bu fırını keşfetmiş olmanın tek kötü tarafı, pazar sabahı sokağa eşim yerine benim çıkmak zorunda kalmam:)
Yan mahallemizde olması sebebiyle sadece misafir ve pazar kahvaltısı için uğrayabiliyorum.






Pazar kahvaltısından iştah açıcı bir iki kare....

 Kestane şekerleri eşimin Bursa'dan gelen iş arkadaşlarının hediyesi.....

 Kahve yapımında inanılmaz tecrübesiz biriyim görüldüğü gibi:)) Benim evime gelen benden bol köpüklü bir kahve hiç beklemesin:) Bu kahve Fazıl Beyin kakuleli türk kahvesi. Kakule farklı bir aroma veriyor.Ben her türlü farklılığı seven biri olarak kakule aromasını da sevdim...
 Bunlarda ruhumun sıkıldığı bir zamanda sahile yaptığım kaçamaktan geriye kalan kareler...



Bizim mahallenin en kötü tarafı bütün evler aynı yükseklikte olduğundan ve biz 2. katta oturduğumuzdan şöyle karla kaplı çatı manzarası çekemiyor olmamız...Bizim evin penceresinden en iyi görünen manzara bu:)
Ama baharda mimozaları seyretmek bu olumsuzluğu telafi ediyor...

Evvelsi gün bizim canavar yeniden dönmüştü.
Dün akşam canavarı yolcu ettik.
Evden çıkmadan birbirimizi öyle sevdik ki artık ben odadan çıktığım an arkamdan ağlamaya başlamıştı:)
Yolcu ederken canavara bakıp "5-6 yıl sonra yeniden bekleriz o zamana kadar lütfen geleyim deme" diyorum:))
Misafirleri yolcu edip eve dönerken tam bir macera yaşadık.
Yolda müthiş bir kar yağışı vardı.
Bir çok araç dörtlüleri yakmış ağır ağır ilerliyordu.
E-5'de belediyenin kar temizleme araçları yetişemiyordu, kar tutmaya başlamıştı.
Hele İdealtepe sahil bağlantı yolunda en az 3-4 cm kar tutmuş rampada araçlar kalmaya başlamıştı.
Ama her yerde insanların beyazın büyüsüne kapılıp çocuklar gibi eğlenmesini izlemek insanın içine büyük mutluluklar veriyordu...

Kendime gelebilirsem birazdan yeniden sahile inip fotoğraf çekmeye devam etmek istiyorum
Fırsatı kaçırmamak gerek:)

Yüreğinize mutluluk yoldaş olsun...