15 Şubat 2012 Çarşamba

Reflektör (Aydınlatıcı)

Bugün reflektörden bahsedeceğim.

Reflektör ışığın istediğimiz yere düşmediği durumlarda kullanılır.

Aşağıdaki fincanları aynı koşullarda çektim.
Tek fark birini çekerken reflektör kullanmış olmam...
Sol fincana reflektör yardımı ile ışığı yansıttım.
Sağdaki fincanı ise reflektörsüz çektim.
Farkı incelerseniz göreceksiniz.


Bunu bir portre çekimine uyguladığınızı hayal edin...
Eğer reflektörsüz bu çekim yapılsaydı modelin yüzü karanlıkta kalacaktı.
Sonuç, göze hiçte hoş gelmeyen bir fotoğraf karesiyle karşılaşmak olurdu:)
Ucuz ama bazı durumlarda hayat kurtaran bu mucize alet çok pahalı bir şey değil.
Hatta bir çok arkadaşımız kendi reflektörünü kendisi yapmıştır bir zamanlar:)
İstediğiniz ölçüde bir kartonu alıyorsunuz,
Mutfaklarda kullandığımız folyo ile kaplıyorsunuz hepsi bu.
Yemek fotoğraflarınızda başta olmak üzere bir çok çekimde ışığı yansıtmak için kullanacağız el yapımı bir reflektöre sahip olabilirsiniz:)

Bugün çok mutluyum.
Ne zamandır istediğim 50mm objektife dün akşam sahip oldum elhamdulillah:)

70-300mm sigma (tele objektif) ,
11-16 mm tokina (geniş açı),
24-85 mm, bir kaç işi aynı anda yapmama olanak veren en sık kullandığım objektife
şimdi 50mm objektifi de dahil etmeyi Mevla nasip eyledi:)
İnşallah bu objektifin hakkını verecek güzel işler yapmak nasip olur...

Fotoğrafa dair paylaşımda bulunmaya devam edeceğim.

14 Şubat 2012 Salı

Bazlama, İncir Reçeli

Bir firmadan gelmesi gereken önemli bir e-maili beklerken bu fotoğrafın hikayesini yazarak zamanı değerlendireyim dedim...

Benim veletlerin en sevdiği yiyeceklerden biridir, bazlama.

Çocukluğumda bütün komşular toparlanır imece usulu ekmekler yapadı.
Tandır üzerine konan saç üzerinde yufkalar pişirilirdi.
Biz çocuklar, gençlerde oklavaya sarılan yufkaları tandır başındaki "pişirici" dedikleri ablaya taşıma görevini üstlenirdik.
Ekmek yapımının sonunda mis gibi çay demlenir tereyağıyla yağlanan bazlamalar yapılır ekmek tahtalarının üzerinde çay eşliğinde bazlamalar yenirdi.
Bir ilavede bulunayım,
Birde peynir ve yeşil soğan ile bir iç harç yapılır, bazlamalar yağlanmadan bu harç içerisine konup sıkarak dürüm yapılırdı.
Bunun adına, sıkma deriz....
Hala odun ateşinin üzerinde saçta yufka ekmekler yapılır.
Memleketten gelen gidenle annemler bana göndermeye devam ederler:)

Fotoğraftaki bir diğer şeyde incir reçeli.
Bizim oranın incir reçeli fotoğrafta görüldüğü gibi yapılıyor.
Kuru incirler şeker ve su ile kaynatılarak reçel elde ediliyor.
İncir reçelini yerken bol cevizle süslediğinizde tadı nefis oluyor.
Eşimin en sevdiği tatlıdır.
Bende severim ama onun kadar değil...
Yine tatlı krizleri içindeyim bugünlerde.
Baktım evdeki tek tatlı incir reçeli, ceviz varsın olmasın fıstık ile yenir, dedim ama yok ceviz bir başka lezzet katıyor...

İşini ağırdan alan firmalara gıcık oluyorum.
Hala beklediğim e-mail gelmiş değil.
Onay vermem gereken bir e-mail olmasa ne zaman gelirse gelsin dert değil.
Ancak onay vereceğim ki biran önce talepte bulunduğum ürünü hazırlasınlar.
Bazen ne kadar uğraşırsan uğraş iş olacağına varır, derdi annem
Haklı....

Her Şey Ekmek Kavgası İçin....

Makinemin sensörü kirlenmişti temizlenmesi için servise götürmem gerekiyordu.
Aslında 2-3 aydır yapılması gereken bir işlemdi fakat ben tembellik denen illetin elinden erteleye erteleye ancak dün götürebildim:)
Griye boyalı, hafif yağmurlu bir İstanbul günü uzun bir aradan sonra yeniden yollara düştüm.
Treni kaçırmamak için zamanla yarıştım.
Böyle koşturmayalı bir hayli zaman olmuş,
Ben istasyona ulaştıktan 2 dakika sonra tren geldi.
Yakalamak veya kaçırmak hepsi 2 dakikalık bir zaman farkı...

Haydarpaşa'ya ulaştığımda fotoğraf çekmeye başladım.
Kaptırmışım kendimi... vapuru kaçırmamam gerektiğini unutmuşum
Garın merdivenlerine ulaştığımda vapur iskeleden hareket ediyordu.
2 dakika yaa!!! 2 dakika erken çıksam kaçmayacaktı, diye giden vapurun ardından kendime kızdım:)
Giden gitti...Vardır bir hayır, demekten başka kalanın yapacağı bir şey kalmadı...
Daha fazla üzülmek yerine içinde bulunduğum zamanın tadını çıkarmak istedim.
Güvercin ve serçeleri seyrettim önce
Sonra denizin kokusunu çektim içime doyasıya...
Banu'yu aradım biraz muhabbet ettik.
Denizin kokusunu, bu havayı özlemişim Banu, bu kaçış bana çok iyi geldi... diye özlemimi anlattım:)

Bir sonraki vapur geldiğinde herkes sıcak bir köşeye oturmak için kapalı mekanlara akın ederken ben yine en uç kısıma gittim.
Boğazın insanın içini donduran soğuğuna katlanmamın tek sebebi, martılar....
 Şanslıydım....Martılara simit atan bir genç sayesinde çok iyi kareler yakaladım:)

Soldaki martı kanadının ucuna kadar gelmiş bir nimeti kaçırıyor.Nimet bir başkasına nasip oluyor...
Tıpkı bizler gibi onların hayatı da...


Bazen gelip geçeni durup seyretmek gerekiyor
Gelip geçenlerin kimi yüzümüzde tebessüm oluşturacak
Kimi hüzünler...
Hepsi bir şeyler katacak bize.
Bizden bir şeyler de alacak elbet.
 Ekmeğinin, rızkının peşinde bir insanoğlu. Nefes aldıkça mermer tozları doluyor ciğerlerine.Çalışmaktan bu havayı solumaktan başka yapacak bir şeyi yok...




 Sultanahmet delik deşik olmuş.Her yerde hummalı bir çalışma görmek mümkün.Yığılmış taşlar, iş makineleri güzelim sokakları geçici bir süreliğine çirkinleştirmiş.
Yakın bir zamanda bitip yine o eski güzel günlerine dönmesini diliyorum
Uzun bir aradan sonra sevdiğim sokaklarda tek başıma yürümek, gördüklerimden kendime bir pay çıkarmak, soğuk havaya rağmen çok güzeldi.
Akşam eve döndüğümde yatsı ezanı okunuyordu...
Bir kez daha anladım ki fotoğraf evde oturularak avlanmıyor:)

Uzun zamandır bir proje üzerinde çalışmak için konu seçmeye çalışıyordum.
Dün nihayet kararımı verdim.
Uzun soluklu bir proje olacak.
Bir kaç arkadaşımın yardımıyla iyi işler çıkacak inşallah:)
Proje tamamlandıktan sonra sergi açmayı düşünüyorum.
Tabi çektiklerimin sergi açacak kadar iyi olduklarına hocalarım ve ben inanırsak:)