17 Ağustos 2019 Cumartesi

Doğu Ekspresi-1



Uzun bir aradan sonra ertelediğim yazıyla geldim yine :)

Doğu Ekspresi hakkında artık birçok yerden bilgi edinmek mümkün. Yüzlerce yazı kaleme alınmış, fotoğraf paylaşılmış olsada kendi deneyimlerimi fotoğraflarla birlikte paylaşmak istiyorum.

İlk doğu ekspresini kullanalı neredeyse iki yıl olmak üzere.
Bu gezi fotoğrafa ilk başladığım günlerden kalma bir hayaldi. O zamanlar bu kadar popüler değildi ama birçok fotoğrafçı arkadaşın hayaliydi.
Tek başıma yollara düşecek olmak ise ayrı bir heyecandı.
İki yıl öncesine kadar trende bilet bulmak gibi bir dert yoktu. Şimdiyse satışa çıktığı an tükeniyor. Öyle ki pulmanlarda bile bilet bulunmaz hale gelmiş.
Pulmandan bilet alıp son güne kadar sık sık bakmakta fayda var. Ben son iki yolculuğumda yataklı kompartımana bu yolla bilet bulabildim.
Kesinlikle pulman da onca yol çekilmez
Bu son gezide 3 saatlik yol gideceğim diye pulmanda yolculuk deneyimim oldu.
Koltuklar geniş, rahat fakat ruhu yoran çok fazla gürültü, dağınıklık var.
Eğer yataklı kompartımanda yer bulamıyorsanız vazgeçin geziden.

Turistik doğu ekspresi hizmete açıldığından beri iki yataklı vagonlar normal ekspresten çıkarılmış.
Normal ekspreslerde kuşetli iki vagon yer alıyor.
Yataklı vagonlarda kişi başı bilet fiyatı 61 tl
Öğrencilere %20 indirim uygulanıyor

Çalışmalardan dolayı geçtiğimiz haftaya kadar yolculuk Kırıkkale'nin Irmak istasyonundan yapılıyordu. 6 Ağustos'tan beri Ankara garından yolculuğa başlıyoruz şükür.
İlk iki gezide ben Kırıkkale istasyonundan binmiştim. Çok rahattı. Tren genelde rötar yapıyor ama istasyondan birkaç yolcusunu alıp yoluna devam ediyordu.
Bu son yolculuğumda ise Ankara garından devam edecektim.
Transfer için bekleyen otobüslerin etrafındaki görüntüleri görünce pişman olduğum an iş işten geçmişti.
Birbirinin hakkına özen yok, her yer bavullar, çuvallar, yataklar.
Otobüslere bavulları yerleştirecek görevli bulunmuyor yolcular yerleştiriyor.
Tam bir kargaşa hakim.
Yabancı turistler yaşananları hayretle izliyordu uzaktan :)



Treni beklerken yolcu manzaraları




Tren uzaktan düdüğünü öttüre öttüre tıslayarak istasyona yaklaşırken yolcularda da hareketlilik başlıyor. Geride hiçbir yolcu kalmayacak olmasına rağmen telaşlanıyoruz 


Ve yolcularını alan tren kıvrıla kıvrıla dağlar, tepeler, ıssız köyler, nehirler, dereler aşmak için ağır ağır yol alıyor raylar üzerinde...

Eğer dört kişilik kompartımanı kapatmamışsak tanımadığımız insanlarla yolculuk ediyoruz. Bundan tedirgin olanlar var ama ben üç yolculuğumda da güzel insanlarla tanıştım.
Bir önceki gezide tanıştığım  Rümeysa ve Sümeyye (kardeşler) ile İstanbul'da da görüşüyoruz.
Bu son gezimde (Divriği'ne gitim) ise yine iki kız kardeş ve fotoğrafta ki yakışıklı ve annesi ile kompartımanı paylaştık.
Yol arkadaşlarımdan birinin sesi muhteşemdi. Yan kompartımana misafir olduk mum ışığında türkü gecesi yaptık.

Doğu ekspresinin asıl güzelliği sabah gün doğarken başlıyor. Kemaliye'ye yaklaşırken başlayan yol manzaraları beni büyülemişti.
Bilet bulunmadığı için Erzurum'a kadar uçakla gidip oradan trenle Kars'a gitmek gibi seçenekler mevcut ama bu Halkalı'dan Gebzeye Marmaray ile gitmekten farksız.
Hiçbir anlam ifade etmiyor "bakın doğu ekspresini bindim" demekten başka
24 saat süren tren yolculuğunu deneyimlemektir güzel olan...

Bir sonraki yazı yol manzaraları olacak...


26 Şubat 2019 Salı

Tüm Korkuların Gözü Çıksın :)


Bugün sokaklara çıkıp yaratılmışların cümlesini içten bir tebessümle selamlama isteğiyle dolu gönlüm
Elime demet demek papatya alıp asık suretli gördüğüm herkese bir demet papatya uzatıp o asık suretlerde gülücükler açtırmak istiyorum.
biraz serserilik yapmak istiyorum
Mesela bisiklete atlayıp bayır aşağı ellerimi yana açarak pedal çevirmeyi (ilk saniyede kendimi yerde bulacağımı bile bile :) )
Ya da havuza balıklama atlamak (dibe kesin çakılırım) :)
Hayır kendime zarar vermek değil biraz delilik yapıp korktuğum ne varsa hepsinin üzerine gitmek onları yenmek istiyorum :)
Bizi sınırlayan korkularımız değil mi?
Beğenilmeme, kaybetme, onaylanmama vs... bir yığın korkunun esiri değil miyiz
Öyleyse üzerine üzerine gitmeli ve yenmeli... zafer sarhoşluğu yaşamalı ve şükretmeli Allah'a bu zafer sarhoşluğunu yaşattığı için :)

İstanbul da hava mis
Sokakları buram buram aşk kokan şehir bekler bu serseriyi :)


1 Ekim 2018 Pazartesi

Yaşamaya Dair


Genco Erkal'ın sesinden şuan Nazım'ın "yaşamaya dair" şiirini dinliyorum
Ne güzel şiirler yazmışlar
Bazıları da şiir gibi yaşayıp sessizce gelip gitmişler bu dünyadan
Biz nasıl yaşıyoruz?


25 Eylül 2018 Salı

Hoşça Kal Eylül/ Hoş Gel Ekim


Bu fotoğraf geçen gün silinenlerden... üzüldüğüm kadar var değil mi :)
Sağlık olsun ve daha iyilerini çekmek nasibim olsun :)

Eylül ne çabuk geldi geçiyor
Ekim sanki çok uzakmış gibi geliyordu şimdi kapımızda bekliyor "ben geldiiiimm" demeye hazır :)
Eli boş gelinmez demiş,
Fotoğrafa sevdalı bir dostu takmış koluna getirmiş.
Hoş geliniz gönlüme :)
Güzel şeyler katmalı insan birbirinin ömrüne, dedik ve yollara düşmeye karar verdik :)
Dilimiz de umut dolu türküler
Gönlümüz de tatlı telaşlar
Elimiz de kara gözlü yarimiz ile hiç bilmediğimiz şehirlerde tanımadığımız suretler arasında dolaşacağız ilerleyen günlerde...
bu sebeple daha iyilerini çekmek nasibim olsun duası dökülüyor gönlümden :)
Kaderin planları ile bizimki örtüşür mü bilinmez, ya nasip diyoruz ve kadere razı olup yine kederden emin oluyoruz :)
Şimdilik işlerden arta kalan zamanlarda İstanbul sokaklarında fotoğraf peşinde olacağız
Ben bu fotoğraf çekme işini öğreneceğim, azimliyim :)

Ekim, güzel bir ay
Öyle böyle değil gerçekten çok güzeldir Ekim
Tam güzelliğini yazarken kıvır kıvır saçlarıyla küçük bir kız çocuğu geldi durdu karşımda.
Sinemi delip geçen bakışları yağmur yüklü bulutlar taşıdı gözlerime de yazamadım

24 Eylül 2018 Pazartesi

Ne Varsa Gönlün De O Yansıyor Ömrüne


Birilerine bir şeyleri anlatma derdinden vazgeçip kendi iç dünyamızın başkentinde kendimizle kalabilme cesaretini gösterebildiğimiz gün kelimeler sükutu kuşanıyormuş.
Kalabalıklarımız, meşguliyetlerimiz hep kendimizden kaçış aslında.
Sen kendinle kalmaktan korkup kaçarken başkası neden seninle olmayı istesin ki? diyor bir ses
Koşullu sevmeler öğretilmiş bizim jenerasyona
Bundan kendimizi kurtarmamız gerektiğini ise çok geç öğrendik.
Bir bebeğin ilk adımları gibi sağa sola çarparak, düşe kalka koşulsuz sevmeyi önce kendimizle kucaklaşarak öğreneceğiz.
İnsan en çok kendine yabancı
En çok kendine zalim
En çok kendine merhametsiz, hoş görüsüz
Bir başkasına söylediğimiz sözleri, ilgiyi, özeni kendimizden esirgiyoruz
Şimdi bazıları hemen itiraz edecek buna ama en az on madde de tüm itirazları çürütebilirdim o eski "haklılık mücadelesi" olan Ayşegül olsaydım :))
Kabul ediyoru, öyle bir mücadelem vardı kısa süre öncesine kadar
Haksızlığa asla gelemiyordum
Hakim karşısına bile çıktım bu yüzden :)
ben bu mücadele içerisinde oldukça defolu ürünler, arızalı insanlar da gelip beni buluyordu:)
Kendimi anlatabilmek için yordukça yoruyordum.
İşin sırrı mücadeleyi bırakıp kabule geçmek
44 yıllık huy öyle birkaç ay da değişir mi? asla
En azından artık bu mücadeleye girecek olduğumda kendimi yakalıyorum
Bazen de kaybediyorum :)

Ben susup kendi iç dünyamın başkentine çekileyim

Fotoğraf, Sirkeci garından



20 Eylül 2018 Perşembe

Hayata Dair


Geçen hafta bu fotoğrafı taslaklara kaydederken başka şeyler yazmıştım.
Bugün ise tüm o yazılanları silip bambaşka şeyler yazıyorum.
Bilgisayarım kendi kendini yenilemeye karar vermiş tüm dosyaları silip format attığım güne sistemi yeniden yüklemiş, diye düşünüyordum. Oysa benim dışımda bilgisayar başına geçenler misafir kullanıcı da oturum açmış. Bilgisayarıma yeni format attığım için durumun hiç farkına varmadım. Fotoğraf arşivimi düzenliyordum o gün masa üstüne dosyaları alıp harici disklere kopyalıyorum. Bir önceki paylaşımda yer alan fotoğrafların olduğu dosyayı da masa üstüne kopyalamıştım...Bilgisayar güncelleme yapıp bilgisayarı otomatik kapatıp açınca tüm fotoğraflar silinmiş oldu. Çok üzüldüm ama yapacak bir şey olmuyor bazen.
Daha önemli dosyalarımı kaybetmemek için Allah'ın bana armağan eylediği bir ders olarak aldım, heybeye attım :)
Tatilde bizimkilerle okey oynadık. Kaybeden gecenin karanlığında denize girecekti. Biz 9-4 yeniliyoruz ama ben hala umudumu koruduğumu söylüyorum:)
"Ayşegül dört kollu ata binip giderken de hala umutluyum, diyecektir" diyerek iyimser ve pozitif bakış açımla dalga geçtiler :)
Eskiden böyle değildim
En küçük olumsuzlukta karalar bağlayıp yas moduna geçebilirdim :)
o günlerimi düşününce 13 yıl kahrımı çeken dostun kapısına sepet sepet çiçekler bırakasım geliyor :)
Yaşadığımız her an kıymetli ve özel
hiçbir şey sebepsiz değil
Biz bilmesek de görmesek de her şeyin sebebi var bu hayatta

Bugün inşallah photoshop programlarını yeniden satın alıp fotoğraf düzenlemeye başlayabileceğim.
Kader ile benim planlar örtüşürse geleceğim yeniden :)
Tabi önce bir evin yolunu bulmam lazım
İki gecedir İstanbul'un gezilecek en güzel yerlerinde geziyorum keyfim ve kahyamla
Ben ne yapabilirim ki İstanbul da bu kadar güzel olmasaydı da biz de evimiz de otursaydık :))

Sözü Nazan ve Manuş babamıza bırakıp giderim :)

16 Eylül 2018 Pazar

Ayrılık ve Vuslatın Fotoğrafı



Bu yaz için tatil, planlarım arasında yer almıyordu. Nasibimde varmış bir on günlük tatil yapıp döndüm. Tatil; her sabah doğanın gün doğumu şarkısını dinleyip akşamları samanyolunu seyre dalmak, demek benim için. İlk günler samanyolu enfesti. Fotoğraflayamadım zira henüz sezon kapanmadığı için köy de bulunan bütün konaklama alanlarının aydınlatması görev başındaydı :)
En ufak aydınlatma samanyolu fotoğraflarında patlamaya neden oluyor ki bu da o fotoğrafın çöp olması için yeterli oluyor. 
Gün doğumu şarkısı her zaman insan ruhuna şifadır lakin fotoğrafçı için o şarkıya bulutların eşlik etmesi bir başkadır. Onca zaman yalnızca bir sabah bulutlar sardı göğü ve bütün gün pamuktan yorgan gibi örtü göğü. Yukarı da ki fotoğraf o sabaha ait...


Bu fotoğrafı Deeptone hediye eyliyorum :) 

Bütün gün bulutlar arasına gizlenen güneş, mesaisi biterken bulutlarla aşkla dans ediyordu adeta. Bu aşkı yıldırımlar kıskanmış olacak ki onlar da katıldı dansa (o fotoğrafı ayrıca paylaşacağım) 
Marmaris en ihtişamlısından "hoşça kal" diyordu bana...


İstanbul ise en sevdiğim hallerinden biriyle, yağmur ile karşıladı beni. Arabanın camlarına yağmur damlaları sevinçle vururken silecekler yetişmiyordu. O an içimizi kaplayan duyguları anlatmaya kelime dağarcığım yetersiz kalır. 
Gecenin bir vakti eve ulaşıp birkaç saat uykudan sonra kendimizi sokaklara attık. Bütün gün İstanbul sokaklarını arşınladık ve güneşi Selimiye'den uğurladık. Çok özlemişiz... Ayrılık ve vuslat yan yana yürüyor hayat yolunda. Şairin dediği gibi ikisi de sevdaya dahil :) 




5 Eylül 2018 Çarşamba

Dostla Sohbet Eder Gibi


Güne Allah nazarlardan, kem gözlerden korusun neşe içerisinde başladım elhamdulillah. Çayımı almışım yanıma, açmışım sevdiğim müzikleri ohh değme keyfime
Kendimle zaman geçirmeyi seviyorum da bugünlerde çok fazla twitter aleminde vakit geçiriyor olmanın rahatsızlığını hissediyorum.
İşim bilgisayar başında ve yaşadığım mekan beni sarıp sarmaladı sokağa çıkasım gelmiyor. Üç gündür sokağa çıkmamışım
Hadi sokakları arşınlamıyorum en azından yürüyüşe çıkardım. Değişiyor insan.
Mesela bir zamanlar kendi fotoğrafımı ekler miydim? asla
Hoş eklememiştim ama yaptığım bir yanlışlıkla tüm arşivimi halkın geneline açmış ve haberim olmamıştı bir arkadaş uyarana kadar :)
Neyse işte bilgisayar başında olunca ister istemez nette takılı kalıyorsun, kurtuluşun olmuyor.
Hepimiz bağımlı ruhlarız. Mutlaka takılı kaldığımız bir sosyal mecra var. Ellerimizden telefonlar düşmüyor. Durumdan şikayetçi olmayan yok ama uzağında durmayı başaran da yok denecek kadar az...
Emir açık "yaklaşma!"
bu emir hayatın bütün alanları için geçerli bence
Yaklaşınca kurtuluş çok çok zor

Hepimiz ölümlü varlıklarız. Yalom bu konuda güzel kitaplar yazmış. Okurken ölüm korkusunun tüm ruhunuzu sarma garantisi var :) en azından o kitapları okurken ölüm hayatımın bütün alanlarına yayılmış ve ciddi bir korkuya kapılmıştım. Aslında korkumuzun arkasında yaşanmamış hayatlarımız yatıyor. Sen bu ömrü başkaları için yaşamışsan takvim yaprakları bir bir düşerken içine de zamanının kalmadığı korkusu düşüyor. Yüzleştikçe o korkunun yerine hayatı anlamlandıracak neler yapabileceğine kafa yorar oluyorsun.
Bize ait olan ne var hayatımızda?
Neyi sevdiğini bilmeyen milyonlar var etrafımızda
Sevdiğimiz şeyi anlamanın yolu basit; an da kalmamızı ne sağlıyorsa orası bizim başarılı ve mutlu olabileceğimiz alan.
Resim yapmayı, örgüyü, dikişi, kitap okumayı vs... seviyorum ama hiçbir şey fotoğraf çekerken veya müzik dinlerken yaşadığım duyguyu bana yaşatamıyor. Bu ikisi bana tüm dünyayı unuturuyor. Ne dert kalıyor ne tasa. Tamamen an da kalabiliyorum.
Mutluluk gürül gürül akan bir nehir gibi hücrelerime karışıyor.
Bu yüzden soranlara fotoğraf için aşk diyorum.
Birçok şeyle ilgileniyor olabilirsiniz ama sizi an da tutup mutlu eden gerçekten hangisi?
Hangilerini takdir görmek, onaylanmak için hangisini aşk ile yaşıyorsunuz?

Nazım diyor ya Tahir ile Zühre de (bu şiirini çok severim)
"Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi" 
ne kaybederiz yahu bizi sevmeseler?
Allah sevmiş, değer vermiş
Tüm evrenin sahibi, yaratıcı seviyor bizi 
Kulları sevse ne olur sevmese ne olur?
Severse güzel olur ama sevmiyorsa Ayşegül ne kaybeder :)
Tamam, kabul ediyorum zaman zaman benim de onaylanıp takdir edilmeye ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor bunu da açık açık ifade edebiliyorum
Hele emeğimi, çabamı görmezden gelenin zevkle canına okuyorum :))
Takdir edip onaylamak zorunda değiller ama kusura bakmasın kimse de görmezden gelemez
Duygularımızla yüzleştikçe, kendimizi sevdikçe, kendi değerimizi bildikçe dışa değil içe dönüyoruz.
Kolay değil 
Hem de hiç değil
Bin kez yıkılsam da yine kalkıp bu yolda yürüyeceğim Azrail ile buluşana kadar...

Tam sohbeti bitiriyordum aklıma geldi
Bazıları beni sevmiyormuş, canımı sıkıp mutsuz etmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlarmış
Mümkün olsa bir kaşık suda boğmayı isteyecek kadar gıcık oluyorlarmış
Öncelikle bu insanlara çok teşekkür ediyorum değerli zamanlarını benim için harcayacak kadar bana değer verdikleri için :)
Bu insanlar beni tanımıyor tanısalar zamanlarına yazık ettiklerini anlarlardı.
Duygularım üzerinde ancak sevip değer verdiğim insanların etkisi olabilir.
Benim bu hayatta ki birinci görevim gönül yurdumu güzelleştirmek
Nefret, öfke, haset gibi duygularla gönül yurdumu kirletemem.
Bu insanlara;
Üç günlük dünya da sen beni sevmesen de ben seni severim kardeşim
Sen unutmuş olsan da ben unutmuyorum ezelden kardeş olduğumuzu
Sevgiyle sarılıyorum
Şifa bulsun gönül yaraların, duası dökülür gönlümden

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi yaratılmış cümle varlığın üzerine olsun...

not;
Fotoğraf Ocak ayında yaptığım gezinin en eğlenceli kısımlarından birine ait. Doğduğum topraklarda yeğenlerimle deniz kenarına gidip o soğukta iyot kokusunu ciğerlerimize kadar çekip dayanamayıp dalgalar arasında sırılsıklam ıslanmıştık :)

3 Eylül 2018 Pazartesi

Nasipten Öte Yol Yok Bu Dünya da


Bayram öncesi bir grup fotoğrafçı arkadaşla Uşak yollarına düştük. Meteor yağmurunu izleyip yıldız pozlayacaktık. Yani Recep abi, beni davet ettiğinde yıldız pozlayacaksak gelirim, demiştim :))
Olmadı tabi
Nasibimiz de yalnızca samanyolu fotoğraflamak varmış ve birçok güzel insanla tanışıp Uşak'ın gizli kalmış hazinelerini keşfetmek...

Çıfıt çarşısına benzeyen arşivimi toparlamakla meşgulüm :)
Onu toparlar toparlamaz geziler hakkında daha düzenli yazabileceğim
Şimdi biraz ehli keyf ruhumun gönlünü hoş edeyim gelirim yine :)






2 Eylül 2018 Pazar

Sevdikçe Güzelleşecek Dünya


Yaratılmışların cümlesini sevgiyle selamlamayı istiyor gönül
Bu dünyada çirkin olan ne varsa sevgiyi bilmeyenlerin gönüllerinden dökülmüş
Kendilerini bile sevmiyor bu insanlar
Kalplerinde ki kötülüğün kaynağının içsel sevgi yoksunluğu olduğunun farkında değiller.
Dünyayı çirkinleştirenlere, kötülük yapanlara beddua etmek yerine kalplerinin sevgiyle dolup taşmasını dilemek lazım
Sevginin yıkadığı bir kalpte kötülük barınamaz.

Ha biliyorum bazıları hayat sana güzel diyor ama hayat bana her zaman güzel değil
Bazen öyle ağır imtihanlardan geçiyorum ki bir ah etsem memleketimin dağları yıkılır
Ama bunun ne bana ne başkasına bir faydası olmadığı için dağlar yerinde dursun, diyorum :)
Bana bunu yaşatan neyi görmemi istiyor?
bu yaşadığımın içinden almam gereken neler var? diye sorgulamak daha kolay üstesinden gelmeyi sağlıyor.
Sebepsiz hiçbir şey yaratılmamış bu hayatta
O'nun izni olmadan bir yaprak dahi dalından kopup düşmemiş toprağa
Söyleyene değil söyletene
Yapana değil yaptırana baktığımız zaman her şey başkalaşıyor.
Yoksa imtihan dünyasında kim tamamlanmış, huzur bulmuş ki
Hele bir de maskelerimden arınıp hiçbir acımı saklamadan yanlarına gittiğim insanlara sorun siz beni:)
Şu ömrümüzden gelip geçmeyen ne var ki
Büyüklerimiz boşa dememiş "Bu da geçer Ya-Hu"
İsyan etmeden, ümitsizliğe düşmeden kapımızı çalan zorluğun gelip geçici olduğunun bilinciyle karşılamalı ve fazla da yüz vermemeli ki çabuk gitsin :)


Allah bu kalbi sevelim diye yaratmış
Başkasının canını acıtmak için attığımız tüm adımlar daha çok bizim canımızı yakacak
Başkasının mutsuzluklarından ego-nefs o an için beslenir mutlu olur ama peşinden huzursuzluk gelecektir.
Doğamıza aykırı yaptığımız her ne var ise huzursuzluk, mutsuzluk olarak geri bize dönecektir.
İlacımız sevmek
Ünlü Fransız filmi Angel-a'nın o unutulmaz ayna karşısında ki sahnesi durumun özeti aslında


Sevgiyle kalın


31 Ağustos 2018 Cuma

İstanbul'un Şiir Yazdığı Bir Güzel Mekan; Kubbe İstanbul


Aylar sonra içim, buraya bir şeyler yazma isteğiyle dolup taşınca İstanbul'un en güzel manzarasına sahip bir kültür mekanından selamlamak istedim.

Burası o muhteşem İstanbul manzarasından daha ziyade tarihi dokusuyla önemli bir nokta. Tahtakale, kale altı veya kale çevresi demekmiş. Asıl okunuşu Taht-al Kal'a imiş. Mahmutpaşa civarına Tahtakale denmesinin sebebi kale altında olmasıymış.
Doğu Roma'dan kalan bu yapıdan günümüze gözetleme kulesi tabir edilen burç kalmış. Ve bu kültür merkezi yüzünü İstanbul'un eşsiz manzarasına dönerken sırtını tarihe yaslamakta...
Harun Reşit kardeşime  ait Kubbe İstanbul, Sağir hanın üst katında yer alıyor.


İnsanı tedirgin eden merdivenlerden yukarı çıkarken sizi böylesi bir manzaranın karşılayacağını pek tahmin edemiyorsunuz. Merdivenlerin sonuna gelip başınızı sola çevirdiğiniz de sizi Süleymaniye selamlıyor güzelliğiyle...Hemen sağa dönüp yürümeye devam ederken Haliç, Galata kulesi, Yeni Camii ve muhteşem boğaz eşlik ediyor adımlarınıza.


Kapısından içeri adım attığınız da ise mekana emek veren insanların gönül güzelliklerinin izlerini taşıyan her bir odanın detayları arasında  kendinizi kaybediyorsunuz.
Biz en çok özel hazırlanmış raflarında birbirinden değerli kitapların dizili olduğu kütüphane odasını sevdik. Fotoğrafı henüz oda düzenlenirken çekmiştim...


Şu koltuklardan birine oturup çayımızı veya kahvemizi yudumlamak nasıl güzel olurdu, diye geçerse aklınızdan eliniz boş kalır... zira Harun kardeşim burasının ticaret merkezinden çok kültür merkezi olmasını hayal ediyor ve bu uğur da emek veriyor. Varsa nasibiniz kendileri için demlenmiş çaydan seve seve ikram ediyorlar.

Birbirinden özel çantaların ve daha birçok hediyelik objelerin yer aldığı koridorlardan kendimiz veya sevdiklerimiz için bir hediye seçebileceğimizi biz bu son ziyaretimizde idrak edebiliyoruz :(

Mekan da zaman zaman kültürel etkinlikler düzenlediklerinden bahşediyor Harun kardeşim. Hikmet Barutcugil'in asistanı Miki Oshita'nın düzenlediği ebru atölyeleri, fotoğrafçılık atölyeleri bu etkinliklerden bazıları...



Ben bu güzel mekandan fotoğrafçı bir arkadaşımın tavsiyesi ile haberdar oldum. O günden beri bir yanım kimse bilmesin samimi dokusu hiç bozulmadan bize kalsın isterken diğer yanım ise verilen emeği görüp herkes tanısın, keşfetsin bu güzelliğin farkına varsın istiyor :)

En azından değerli dostlarım görene kadar kısmen kendime saklamakta ciddi bir başarıydı :)
bu son fotoğraf dostlarla geçirdiğimiz ruhumuza, gönlümüze şifa bir akşamdan kalma...
Sami sohbetleri, güzel yüzlü ev sahipliği için Harun Reşit kardeşime, Hüseyin'e teşekkür ediyorum bir kez daha..

Ve ikinci fotoğrafta martıları besleyen Abdullah abim, tanıdığım en özel insanlardan biri. Giderseniz sohbetinden istifade etmek nasibiniz olsun...Çok istememe rağmen ben hala balık veya tavuk parçaları alıp martı besleyemedim ama sizin yolunuz düşerse yanınızda martılar için ve mekanın ev sahipleri 17 kedi için bir şeyler götürmeyi ihmal etmeyiniz.




25 Ocak 2018 Perşembe

Zor Günlerden Huzur Dolu Günlere


Aylar sonra yine aynı iskelenin üzerindeyim. Fakat o eski ben, ben değilim artık :)
Sana ihtiyacım var, diye kapısını çaldıklarımın yüzüme kapattığı kapıların acısı henüz tam olarak geçmemiş olsa da elhamdülillah ömrümün en zor günleri geçip gitti.
Giderken de hayatımı zorlaştıran, emeğimin ve sevgimin kıymetini bilmeyenleri "senin bu insanın ömründe ki görevin buraya kadardı" diyerek taktı koluna götürdü :)
O zor günlere, yüzüme kapıları kapatanlara, kadrimi kıymetimi bilmeyenlere zor günleri daha da zorlaştıranlara kızmak-isyan etmek şöyle dursun ömrüme kattıkları en küçük bir detay için bile canı gönülden teşekkür ediyorum.
Almam gereken dersleri alıp hesabımı kitabımı kapatınca ben kendime hep hayalini kurduğum bir gezi armağan eyledim :)
İstanbul'dan bir ay uzak kaldım. Aramızda kalsın İstanbul'u daha öncekiler gibi çok özlemedim :)
Özlemeye vaktim olmadı.
Sabah erkenden güne başlayıp akşam otele kendimi zor atıyordum.
Üç akşam hiç tanımadığım oğlumun yaşında üç farklı genç kızla odayı paylaştım. Yolumuzun kesişmesi boşuna değildi elbette...
Şimdi soğuk İstanbul sokaklarına kendimi atıp biraz hasret giderelim sonra inşallah tüm fotoğrafları ve hikayeleri bir sonraki geziye kadar paylaşıp bitireceğim.
Zira Şubat ayının içinde Mevla'mın izni olursa yine güzel bir gezi rotası çizildi :))
Fotoğrafa ilk başladığım günlerde hayalini kurduğum bir gezi daha vardı.
Şimdi o gezi için gece gündüz hakkımda hayırlı olduğu vakitte gerçekleşmesi için dua ediyorum. Hani şu garibi dualarınızda hatırlayacak olursanız bu konuda dua edebilirsiniz :))
Bak şuraya yazıyorum "isteyin vereyim" buyuran Mevla bana bunu da bir gün nasip edecek :)

Doğu Ekspresi ile Kars yolculuğu notlarını paylaşmak için yeniden geleceğim ama önce İstanbul sokakları ve dostlarla hasret gidermeliyim :)
Es selam



16 Ekim 2017 Pazartesi

Belki De Hayatın Altında Bizi Bir Armağan Bekliyordu

İstanbul'dan ayrıldım Ege kıyılarına geldim. Uygun şartları oluşturabilirsem buraya yerleşmeye niyetliyim. Geldiğimden beri Marmaris'in bir köyünde kalıyorum. Sezon bittiği için inanılmaz sessiz dingin bir atmosfer var. Hava mis! tam benlik... deniz ise görenleri kendine aşık edecek kadar muhteşem. İstanbul'da duydum ki hava soğukmuş biz burada balıklar eşliğinde hala yüzebiliyoruz :)
Su çok sıcak değil ama girilmeyecek kadarda soğuk değil.
Burada huzuru yudumladıkça "yerin de olsam giderdim" diyen yolumu aydınlatan kalbi güzele dua ediyorum. Hayatımın altı üstüne gelmişken oralarda kalsam kafayı yerdim şimdi kendi içime yolculuğa çıktım. Hayatımın altını üstüne getiren,  benim için nasıl güzel armağanlar saklamış onları arıyorum :)
Ben kalben inanıyorum şuan beni ve birçok sevenimi üzen durumun ardından aydınlık günlerin geleceğine....


Bu bölümü Marmaris merkezden yazıyorum.
Dün akşam geldim buraya. Eşyalarımı kalacağım aparta bırakıp kendimi sokaklara attım. Kapalı çarşısı geç saat olmasına rağmen açıktı. Sokaklarda yürüyenler, şarkılar söyleyenler, kumsala oturup balık tutanlar, kafelerde çay kahve yudumlayan insanlar arasında yürüdüm, durup dinledim, seyrettim...
Sabah erkenden kalkıp kendime çay demledim. Fotoğraftaki kahvaltıyı hazırladım... Daha önce buraya eklediğim kahvaltı sofralarının yanında ne kadar da mütevazi :))
O zamanlarda söylerdim; ne yediğinin, nerede yaşadığının hiçbir önemi yok. Önemli olan nasıl yediğin, nasıl yaşadığın.
Ben çayımı yudumlarken güneş dağların ardından yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı. O an'a şahit olmak Mevla'mın bana en güzel armağanlarından...
Zihnim geçmiş veya geleceğe kaçıp gitse de onu şu an'a getirmekte zorlansam da içtiğim çayın, ağzıma aldığım lokmaların tadını, kokusunu hissederek, etrafımda uçuşan kuşların şarkısını duyarak, dağlardan gelen kokuyu, sabah melteminin o tatlı dokunuşunu hissederek an'da kalmaya çalıştım.

Durup düşündüğüm zamanlarda anlamsız şekilde hayatı kendimize zorlaştırdığımızı farkettim bir kez daha.
Dolaplara sığdırmakta zorlandığımız kıyafetlere gerçekte ne kadar ihtiyacımız var?
Veya evlerimizde ki eşya kalabalıkları mı bize hizmet ediyor yoksa biz mi onların hizmetindeyiz?
Evlerimiz kalabalık, gönüllerimiz kalabalık bunca kalabalık içinde kendimize ne kadar çok yer verebiliriz ki
Toparlayıp buraya yazmakta zorlandığım onlarca soru, düşünce, duygu seline maruz kalıyorum ama bu iyi bir şeymiş, öyle dediler yoluma rehberlik edenler :)

Buralarda eksikliğini hissettiğim şeylerden birisi internet bağlantım kısıtlı olduğu için film izleyemiyor olmam. Köy de sinemaya gitme şansım yoktu burada bu eksikliği sinemanın yolunu tutarak telafi edeceğim.Bak gördüğümüz gibi hiçbir şey boşuna değil bu hayatta :) Allah bizi bir şeyden mahrum bırakıyorsa vallahi bizim için arayıp bulalım diye bir hayır gizlemiştir oraya :))

Allah yolumuzu güzelleştirsin. İmtihan dünyasında kolaylıkla, acımadan/acıtmadan, kanamadan/kanatmadan yol alalım cümleten :)







7 Ekim 2017 Cumartesi

Hatıralar/Gitmek ve Kalmak


İstanbul'a geçen hafta döndüm. Döndüğümden beri bloğa birçok yazı yazdım ama son an da yayınlamaktan vazgeçtim kendime sakladım:) 

Maltepe defterini resmen kapattım. Bu defterle birlikte birçok defterde kapandı benim için. Kolay bir süreç değildi ama insan alışıyor her şeye. Alışmak zorundayız belki de. 
Birçok güzel hatıra biriktirdim... 

İlk evimiz sahile 5-6 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Tren yolu olmasa bu süre daha kısaydı...
Banliyo trenleri hala çalışıyordu. İlk tren deneyimimi banliyo seferleri ile yapmış sonrasında ulaşım için en çok treni kullanır olmuştum. Haydarpaşa garı bu şehrin en sık gördüğüm tarihi eserleri arasında ilk sıraya yerleşmiş birçok güzel hatıra armağan etmişti bana. 
Her sabah olmasa da yaz kış demeden haftanın belli günleri kendimi sahile atıp saatlerce zaman geçiriyordum. 
Hafta sonları sahil kenarı işgal altına alındığından gitmezdik.
Dolgu alan henüz yapılmadığı için klasik Türk tipi mangal keyfi sahil yolunun en bilindik manzarasıydı. 
Sessizliğin huzurunu ilk o yıllarda tattım. 
Sokakta ne çocuk sesi, ne araç gürültüsü tek işittiğimiz banliyo seferlerinin sesleri ve bolca martı çığlıkları, kuş cıvıltılarıydı. 
Sonra Altayçeşme'ye taşındık. Yine sahile yakındık ama yürüme mesafesi artmıştı.
Burada da her sabah kuşlardan oluşan koronun insan ruhuna şifa olan eserleri eşliğinde güne başlıyordum.
Ve daha nice güzel anı saklı heybemde...
Tüm bu güzel hatıraları biriktirdiğim mekanlarla uzun zamandır vedalaşıyorum.
Bazen gözlerimden yaşlar süzülüyor bazen de yüzüme kocaman bir tebessüm yerleşiyor.
Kolay değil alıştığın yerlerden kopmak, bağını kesmek.

Bu şehrin en sevmediğim semti Ümraniye'ye gittiğim günü ve aşure yemek için çıktığım Çamlıca'yı saymazsak geldiğimden beri sokağa çıkmadım.
Günlerdir gördüğüm manzara; marmara üniversitesinin o tarihi binası, gökyüzü ve yalnızlık şarkısı söyleyen dallarına kuşların uğramadığı bir ağaç....
Dün zorunlu olarak çıktım sokağa
Marmaray'ın yürüyen merdivenlerini dolduran insan kalabalığını görünce başka bir dünyaya aitmişim de yanlışlıkla buraya yolum düşmüş gibi hissettim.
Sonra biran farkettim ki hayat devam ediyormuş da ben yokmuşum o hayatın içinde.
Garip bir an'dı
Dostlardan biri de Karaköy'deymiş zamanın darlığına aldırmadan birkaç dakikalığına da olsa görüşmek istedik. Bir bardak çaya hayallerimizi, gözyaşlarını kattık.... dilimiz sustu gözlerimizle sayfalar dolusu şey anlattık...
O vakte kadar pazartesi akşamı çok uzun süreliğine sevdalısı olduğum bu şehirden ayrılmaya niyetliydim.
Karaköy'den Eminönü'ne doğru yürürken akşam ezanı okunmaya başladı. Karşımda gün batımına anlam katan Süleymaniye....
Durup bu şehrin seslerini dinledim... O an anladım ki bu şehre ait ne varsa hepsini çok özlemişim...
Görülmesi gereken sergiler, yürünmesi gereken sokaklar, gerçekleştirilmeyi bekleyen hayaller ve sevdiklerim.... 
"Bu şehir de kalmak için çok fazla sebebin var gitme!" dedi içimde ki ses
Ya nasip, dedi gönlüm ve sustu

Günlerdir bavulum hazır bekliyor.
Kalmak ve gitmek arasındayım...

Ya nasip! 
Biliyorum ki benim planlarım kaderimin planları karşısında hükümsüzdür
Ve iman etmişim benim şer bildiğime bile Mevla'm hayır gizlemiştir







9 Eylül 2017 Cumartesi

Marmaris/Selimiye

Hala toparlanma işlerim bitmedi. Ne çok lüzumsuz şeyi yük ediyoruz kendimize, diyerek devam ediyorum :)
Bugün çok çalıştım molayı hak ettim.
Çubuk gölü hakkında yazacaktım ama şuan içimden onu yazmak gelmedi. 
Bu yolculuğumda ki duraklarımdan birinden; Marmaris'ten bahsetmek istiyorum
Normal şartlarda gittiğim bölgede ki tüm tarihi yerleri gidip görmeyi arzu etsem de Marmaris'te bunu başaramıyorum.
Zamansızlık falan da değil.
Geçen yıl uzun kaldım...yalnızdım... fırsatım da vardı gitmek için ama ruhumu, bedenimi dinlendirmeye daha çok ihtiyaç duymuş olmalıyım ki deniz ve hamak ikilisi arasında geçti günlerim:)
bu yıl beni neler bekliyor bilmeden; ya nasip, diyerek yine keyfim ve kahyası ile düşeceğiz yollara. 

Fotoğraflar 2015 yılından.

Selimiye, Marmaris'in kendi halinde sessiz sakin bir köyüyken zamanla ünlenmiş. Bu kadar muhteşem bir koya sahip bir bölge bunca zaman nasıl gizli kalmış anlamış değilim zaten.
Uçakla ulaşım bana oldukça zahmetli geldi.
Önce Dalaman'a oradan Marmaris'e ve son olarak da Selimiye dolmuşlarına binerek ulaşım sağlanıyor. Toplamda evden çıkıp (Maltepe) Selimiye'ye ulaşmam 6 saati geçti.
üzerine yaşadığım uçak korkusunu da sayarsak ben araçla ulaşımı tercih edeyim arkadaş, moduna girmekte kendimi haklı görüyorum :) 

Konaklama için butik oteller, pansiyonlar mevcut. Manzaraya hakim olan Loca butik otelde bir gece konaklamayı çok istesem de şartlarım uygun değil :)

Fotoğraf loca butiğin web sayfasından alıntıdır

Şu manzaraya baksana arkadaş! havuz ve deniz kaynaşmış adeta...Şurada şezlonga uzanıp bir sabah gün doğumunu seyreylediğimi  şimdilik hayal etmekle yetiniyor :))

Söylediğim gibi bütçenize uygun manzaraya hakim veya deniz kıyısında konaklama imkanı bulacağınız şirin pansiyonlar ve oteller mevcut. 


Gelelim benim hikayeme....


Hemen hemen her gün erkenden kalkıp gün doğumlarını seyretmek benim en büyük zevklerimden. 
Uzaktan köy içinden gelen horoz seslerine narince kıyıya vuran dalgaların sesleri karışıyor.Daha önce hiç görmediğim veya isimlerini bildiğim irili ufaklı balıklar geçiyor gözlerimin önünden...Öyle dingin ve huzurlu bir atmosfer ki ruhum ve gönlüm şifalanıyor...
Güneş iyice yükselip beni rahatsız etmeye başlayınca ayrılıyorum kıyıdan.


Gidip çay demliyorum kendime...Çay demini alırken atlıyorum bisiklete begonvillerle süslenmiş köy yollarında pedal çevirip bahçesi yasemin çiçekleriyle süslenmiş Fatma ablamın pişirdiği ekmeklerinden alıyorum. Avluya adımını attığınız an yasemin ve ekmek kokusu of aman Allah'ım! mest oluyorum her defasında...Fatma ablam, hoş sohbet güzel bir insan. Kendi evinin önüne kurduğu fırında mis kokulu ekmekler pişiriyor odun ateşinde. 
Yolunuz düşerse nerede konaklıyor olursanız olun bence ekmeklerinden tadın:)
Mis kokulu ekmeğin baş köşeye kurulduğu güzel hafif bir kahvaltı faslından sonra kitap okuyarak veya dostlarla muhabbet ederek geçiyor vakit...

Denizin güzelliği dillere destan... Taşlı dar bir plajı var ona da plaj denirse. Belediye düzenleme yapacakmış ama ne zamana yapılır Allah bilir.
Hemen hemen sıfır dalgalı masmavi berrak bir denizde kulaç atmanın keyfini yaşayabilirsiniz.
Başınızı suya daldırıp gözlerinizi açtığınızda balıkların size eşlik ettiğine şahit olabilirsiniz.

Canınız tatlı bir şeyler atıştırmak istediğinde köy merkezinde yer alan paprika'yı tercih edebilirsiniz. Haşhaşlı tatlısı çok methedilmişti lakin ben keçiboynuzlu muhallebisini daha çok sevdim. Enginar tatlısını denemeyi çok istedim lakin nasibimde yokmuş. Üzeri pamuk şekerinden bulutla süslü limonataları da tadılmayı hak ediyor.
Selimiye, tam kafa dinlemelik bir yer olduğu için akşamları yapılacak öyle çok fazla bir aktivitesi yok. ihtiyaçta duyulmuyor sanki.
Eğer deniz kenarında konaklıyorsanız akşam karanlığı çöktüğünde iskelenin üzerinde bir şezlonga uzanıp gökyüzündeki nefis samanyolunu seyre dalabilirsiniz.
Hele bir de dolunay varsa offf ooofff gökyüzüne milyonlarca kalp uçuşur :))

Buraya kadar ki bölümü yazıncaya kadar kaç saat geçti, kaç kişi gelip gitti, kaç bardak çay yudumladım ne muhabbetler ettim bir bilseniz :)
Şelaleri, kız kumunu, mimarisine doğasına hayran olduğum Akyaka'yı başka bir zamana bırakıyorum zira çok fazla iş beni bekliyor.
Kim bilir belki yeni fotoğraflarla yazarım onları :)

Sözü şuan odamı dolduran şarkının sözleriyle noktalayayım

"Biz her mevsim yazdık
Hep aşk, hep sevdaydık Her gün döndü dünya Kimdik, kim olduk? Biz her mevsim yazdık Hep aşk, hep sevdaydık Her gün döndü de dünya Kim, kim, kim olduk?"

7 Eylül 2017 Perşembe

Şimdi'nin Gücü


bu kitap elime geçeli bir hayli zaman oldu ama okumaya başlayamadım bir türlü. Sayfaları arasında gezindim durdum. Benden önce okuyanların altını çizdiği bölümleri gözden geçirdim. Kime bu kitaptan bahsetsem; ön yargılarıma kurban verdim, dedim :))
Neden okuyamadığımı elbette biliyorum. Şu ön yargı denen şeyin gözü kör olsun :)
Biliyorum çok güzel bir kitap. Okuduğum vakit bana çok şey katacak ama olmadı işte. Neden okuyamıyorum diye hiç zorlamadım kendimi. Çok uzun zamandır sehpanın, masanın üzerinde duruyor bakışmadığımız gün yok... Bekle Ayşegül, bu kitabın içinde ki bilgi tanelerini sindirecek kıvamda değilsin anlaşılan. Vakti gelince okumaya başlayacaksın, dedim kendime. birkaç gündür çok yoğun bir duyguyla bu kitabı okumayı istiyorum. Sanki zihnimi meşgul eden soruların cevapları bu kitabın içine saklanmış gibi hissediyorum. Merakla sayfaları karıştırıyorum.
Eşyaları toparlamaya nereden başlayacağımı bilemez bir haldeyim, bunalmışım... her şeyi bıraktım bir kenara kahve molası verdim. Kitabın sayfalarını karıştırdım yine.


beni en çok etkileyen bu bölüm oldu. Özellikle sonunda ki sözler; "Eğer kendiniz için daha fazla acı yaratmazsanız, o zaman başkaları için de daha fazla acı yaratmazsınız." Üzerinde çok düşünülecek, kafa yoracak sözler benim için.

Ömür verirse Mevla başka bir vakitte bu kitap üzerine yine yazarız inşallah

Allah'ın selamı üzerimize olsun...


6 Eylül 2017 Çarşamba

Yeni Bir Hayata Adım Atarken




Yeni bir hayatın eşiğinde duruyorum...Eşyalarımla, yaşadığım mahalleyle, sokağımda gönlümü neşelendiren ağaçlarla, parkta uçuşan kargalarla, yalın ayak yürürken kötü enerjimi toplayıp beni iyileştiren çimlerle kısaca ne varsa bugüne kadar yoluma yoldaşlık eden hepsine teşekkür edip vedalaşıyorum. Vedalar hep hüzün kokar...Zordur...Kimi zamanda gereklidir.
Bundan sonraki durağım neresidir, kimler yoluma yoldaşlık edecektir hiç bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa olan olması gerektiği için oluyor. Olan bazen hoşumuza gitmeyebilir ama mutlaka bizim için Mevla bir hayır gizlemiştir diye inanmanın huzuru yayılıyor hüzünlü gönlüme...
Hüzün ile kederi birbirine karıştırmayalım lütfen
Keder, imanlı bir kalbe yakışmıyor çünkü :)
Eskiden sabırsızdım acele kararlar alır sonra da pişmanlığını yaşardım :)
Bir gün çimlere uzanıp başımı gökyüzüne çevirdiğimde elimi uzatsam dokunacakmışım gibi yakın görünen nazlı nazlı yol alan bulutlara takıldı gözüm.
"Akışa bırakmak" dedikleri şey böyle olmalıydı
İtiraz yok
Direnme yok
Kontrol yok
Korkuları, endişeleri yok
Tam bir teslimiyet halinde seyir alıyorlardı
Ve bakan herkese de eminim ben gibi neşe veriyorlardı...
Dr. Wayne Dyer doğaya bakın ilham verir derken neyi kastetmişti o an içselleşti bende.
Biz insanlar kontrolcüyüz, endişelerimiz, korkularımız var
Gelecek kaygılarımız tavan yapmış durumda.
Gerek var mı buna? bence yok
Üzerimize düşeni yapalım gerisi Allah Kerim :)
Biliyorum söylemesi çok kolay yapması bir o kadar zor.
Ama olsun farkındalık kazanmak ufak da olsa adımlar atıyor olmak bir başarı sonuçta :)
Gerçekten hayatımda hiç olmadığım kadar huzurluyum
Bazen şaşıyorum bunca belirsizliğin, karmaşanın, sorunun için de nasıl bu kadar huzurlu olabiliyorum
Olunuyor
Kolay değil 43 yıllık alışkanlıklar, kalıplar var elbette zaman zaman sendeleyip düştüğüm oluyor ama genel olarak iyiyim.
Yakın çevreme göre iyi değilmişim :))
eskiden olsa haklılık mücadelesine girer benim söylediğimin doğru olduğuna ikna etmeye çalışırdım onu da yapmıyorum artık.
Kimseyi bir şeye inandırmak veya ikna etmek zorunda değilim.

Bugüne kadar yoluma yoldaşlık eden canlı cansız tüm varlığa sevgilerimi sunuyor teşekkür ediyorum.
Bundan sonraki yolculuğum da kimler benimle olur Mevla'm neleri hizmetime sunar vallahi bilmiyorum. Bilmemenin de güzel tarafları var heyecanlı oluyor :)
Allah yolumu/yolumuzu güzelleştirsin
Kalbi aydınlık insanlarla, kendisini arayıp bulanlarla yoldaşlık ettirsin bizleri.

Kenan Doğulu'nun bir şarkısı ile noktalayayım zira çok işim var

İnsan biraz kendine zaman çalmalı 
Yoldan çıkıp biraz farkına varmalı 
Hayat kısa biraz daha tatmalı 
Prensipleri biraz bazen unutmalı
Her yaşın bir güzelliği var 
En güzel çağımdayım 
Ya gelir geçersin hayatımdan 
Ya da gelir kalır :)))


5 Eylül 2017 Salı

Gülek Geçidi

Allah'ın selamı üzerimize olsun ahali
İstanbul'a taşındığımızdan beri her yıl birkaç kez geçip gidiyoruz bu yollardan. Aşağıdan yukarıya dağların heybetli görüntüsüne bakmakta güzeldir fakat yukarıdan bakmak bambaşka bir şeymiş.
Takip edenler veya tanıyanlar yükseklik korkum olduğunu belki hatırlar.
3. kattan bile aşağıya bakarken zorlanan ben, şu yükseklikten korkmadım ya kendimi kutluyorum :))

Gülek kalesinin arka tarafında bulunan bu kaya konumu itibariyle son yıllarda bayağı popüler oldu. Öyle ki temelleri Orta çağa uzanan kalenin bile önüne geçti 
Olur da buraya yolunuz düşer veya düşürürseniz yanınızda tele objektif bulundurun daha iyi kareler elde etme olasılığınız olur. 
Biz sabahın saat 9'u olmadan kaleye ulaştığımız için kimseler yoktu ayrılırken insanlar gelmeye başlamıştı. 
Ulaşımı ve kaleye dair bilgileri bir sonraki paylaşımda daha detaylı anlatırım inşallah.




29 Ağustos 2017 Salı

Gülhane'nin Gülleri ve Çeşmesi

Bugün İstanbul'dan ayrılmadan önce soluğu yine karşıda aldık. Bugüne kadar birçok defa huzuru yudum yudum içtiğimiz Gülhane'nin güllerle süslenmiş bahçesi yine oldukça davetkardı. Bahsetmişimdir İstanbul'un belli saatlerinde bazı mekanlarında bulunmak ruha şifadır. İşte Gülhane sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sizi bulunduğunuz zaman diliminden koparıp o ihtişamlı günlerine götüren efsunlu bir havaya bürünüyor. Duvarları dışarıda ki kalabalığın telaşından, gürültüsünden ziyaretçilerini koruma görevini üstlenmiş gibi en ufak rahatsız edici sese tarihi duvarları aşma izni verilmiyor. 
Ömrünüz de bir kez olsun kendinizi ödüllendirin ve sabahın ilk saatlerinde (06.30 en geç saat 8 ) Gülhane 'nin şifalı atmosferine bırakın kendinizi...

Biz bugün biraz geç kaldık ama olsun yine de güzeldi...



Bakmakla görmek arasında ki farkı bugün bir kez daha yaşayarak tecrübe edindim. Aşağıda yer alan çeşme Sirkeci Demirkapı yanında Gülhane'nin duvarına bitişik Abdülhamid Han (II) çeşmesini ilk kez farkettim. Utandım kendimden... Bugüne kadar defalarca ama defalarca o yolu kullanmış ve fark edememişim.


Sikkezen  Abdülfettah  efendiye ait kitabesi;

“ Levhaşullah ol melek-haslet şeh-i devrana kim” 
“ Âdeti sarf itmeyedir hayratına nakd-i bi-adîd” 
“ Hak tealâ eylesun a’daya galip her zaman” 
“ Sayesinde halk-âlem eylesün iyd üzre iyd” 
“ Hatırından geçmez iken kimseyi incitmesi” 
“ İstedi zor ile şimdi kahrın a’da-yı......” 
“ Ol sebebden asker-i islâmı techiz eyleyüb” 
“ Düşman karşısına gönderdi çok sedd-i sedid” 
“ Gaziyanın yolu üstündür deyu bu çeşmeyi” 
“ Yapdı ta kim matrasın doldura bin merd-i said” 
“ Çeşmesar-ı Lûtfunun sîrabıdır halk-ı cihan” 
“ Üstümüzden sayesin dûr itmesün Rabb-ı mecid” 
“ Geldi Şâhâ hatır-ı Mahvi-ye bir tarih-i tam” 
“ Askerine çeşme yapdırdı seni Abdülhamid” 
(1294)



Kitabenin üzerinde ki rozetten küçük bir detay...


Kaynak; www.suvakfi.org.tr

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Yeniden...

Kürkçü dükkanına dönebilir miyim? :) 

Haliniz keyfiniz yerindedir inşallah. Buralara hiç bakmadım vefasızlığın dibine vurdum :( 
Geçmiş kayıtları silip yeniden başlamak istedim ama elim gitmedi. Günlerdir eski kayıtlar arasında dolanıp durdum. İyisiyle kötüsüyle bana ait hatıralar biriktirmişim burada.  İnşallah biriktirmeye de devam edeceğim :)
Fotoğraf; Selimiye'den Allah ömür verirse önümüzde ki günlerde bu güzel köye ve civarındaki güzelliklere dair bol bol fotoğraf paylaşırım.